escort, malatya escort, konya escort

Archive for Danıştay Kararları

Şirketlere Yapılan Ödemelerden Vergi Kesintisi Yapılamaz

mahkeme-karari

Danıştay 3. Daire

Esas No: 2012/4410 Karar No : 2014/339

ÖZÜ: Şirketlere yapılan ödemelerden vergi kesintisi yapılmaz.

İstemin Özeti: Muhasebecilik ve mali müşavirlik faaliyetinde bulunan ve hizmet verdiği mükelleflerce yapılan ödemelerden gelir vergisi kesintisi yaparak bu kesinti tutarını kurumlar vergisi beyannamesinde mahsup konusu yapan davacı şirket adına faaliyetini şirket olarak yürütmesi nedeniyle ticari kazanç hükümlerine tabi olduğu, kendisine yapılan ödemelerin stopaja tabi olmadığı ileri sürülerek resen salınan vergi ziyaı cezalı kurumlar vergisini kaldıran vergi mahkemesi kararına yöneltilen temyiz istemini aynı hukuksal nedenler ve gerekçeyle reddeden Danıştay Üçüncü Dairesinin kararının; serbest meslek faaliyeti şirket olarak yürütüldüğünden; elde edilen kazancın ticari kazanç hükümlerine göre vergilendirilmesi gerektiği, kurumlar vergisi mükelleflerine serbest meslek faaliyetinden dolayı yapılan ödemeler üzerinden tevkifat yapılacağına ilişkin bir yasal düzenleme bulunmadığı ileri sürülerek düzeltilmesi istenmiştir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Danıştay Üçüncü Dairesince işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Danıştay dava daireleri ve idari veya vergi dava daireleri kurulları tarafından verilen kararların düzeltilebilmesi, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 54’üncü maddesinde yazılı sebeplerden birinin bulunması halinde mümkün olup kararın düzeltilmesi istemine ilişkin dilekçede ileri sürülen sebepler bunlardan hiçbirine uymadığından istemin reddine.

 

Suça iştirak için bir çıkar sağlanması şarttır, çıkar yok ise iştirak olduğu söylenemez

mahkeme-karari

DANIŞTAY VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU

Esas No: 2007/37 Karar No : 2007/219

ÖZÜ: Suça iştirak için bir çıkar sağlanması şarttır, çıkar yok ise iştirak olduğu söylenemez.

İstemin Özeti: Yeminli mali müşavir olan davacının, mali müşavirliğini yaptığı şirket hakkında düzenlediği tasdik raporuyla haksız katma değer vergisi iadesi alınmasına sebebiyet verdiği gerekçeyle adına iştirak suçuna bağlı olarak kaçakçılık cezası kesilmiştir.

… Mahkemesi kararıyla; yeminli mali müşavir olan davacının işlemlerini yürüttüğü … Şirketi hakkında düzenledği tasdik raporlarıyla ödemeler ve nakliye konularında araştırma yapmayarak haksız yere kasten katma değer vergisi iadesi alınmasına sebebiyet verdiği gerekçesiyle adna iştirak suçuna bağlı olarak kaçakçılık cezası kesildiği, her ne kadar … Şirketi hakkında yapılan kaçakçılık cezalı katma değer vergisi tarhiyatı kesinleşmiş ise de, davacının yeminli mali müşavirlik ilişkisi dışında ayrı bir maddi menfaat gözeterek adı geçen şirket yetkilileriyle birlikte kaçakçılık yaptığı veya kaçakçılığa teşebbüs sayılan fiilleri irtikap ettiği veya doğrudan beraber işlediği hakkında somut ve hukuken geçerli bir tespit bulunmadığı, cezayı gerktiren bir fiilin tüm unsurlarıyla oluşmuş bulunduğu saptanmadıkça faile ceza uygulanamayacağı yolundaki genel ceza hukuku ilkesi idari cezalar için de geçerli olduğundan ve davacının kaçakçılık suçunu bilinçli bir biçimde ve maddi menfaat temin etmek karşılığında iştirak ettiği tespit ve ispat edilemediğinden, uygulanan cezada yasal isabet görülmediği, ayrıca ilgili dönemde alt firmaların yeminli mali müşavirlerinden teyit yazısı alarak tasdik raporu düzenleyen davacının 20 no.lu Genel Tebliğ gereğince de sorumlu olmadığı, banka hesabına gönerilen paranın müşavirlik hizmetinin karşılığı olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle davayı kabul ederek cezayı kaldırmıştır.

Vergi dairesi başkanlığının temyiz istemini inceleyen Danıştay Dokuzuncu Dairesi kararıyla Vergi Usul Kanununun 338’inci maddesi ile aynı kanununun “Yardım” başlıklı 347’nci maddesinin 1’inci fıkrası hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden; 338’inci maddeye göre ceza kesilebilmesi için suça iştirak edenlerin ayrı ayrı menfaat elde etmesi gerektiği, ancak, 347’nci maddesinin 1’inci fıkrasında menfaat elde edilmeden kaçakçılık suçunun işlenmesinin kolaylaştırılması halinde cezanın 1/4 oranında uygulanmasının öngörüldüğü, dosyanın incelenmesinden; davacının hakkında tasdik raporu düzenlediği …. Limited Şirketinin herhangi bir mal hareketi olmadığı halde haksız vergi iadesi aldığının inceleme raporu ile tespit edildiği, davacının bu fiili ile haksız vergi iadesi alınmasına yardımcı olduğu sonucuna varılmakla birlikte ayrı bir menfaat elde ettiği hususunda bir tespit olmadığının anlaşıldığı, bu durumda olay tarihinde yürürlükte olan 213 sayılı Kanunun 347/1’inci maddesi kapsamında söz konusu filin, vergi kaçırmaya “yardım” olarak değerlendirilmesi gerekeceğinden mahkemece, cezanın 1/4’ünün onanması gerekirken davanın kabul edilmesinde isabet bulunmadığı gerekçesiyle kararı bozmuştur.

Bozma kararına uymayan …. Vergi Mahkemesi kararıyla davanın kabulü yolundaki kararında ısrar etmiştir.

Israr kararı vergi dairesi müdürlüğü tarafından temyiz edilmiş, davacı aına kesilen cezada yasal düzenlemeye aykırılık bulunmadığı ileri sürülerek kararın bozulması istenmiştir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunca, gereği görüşüldü:

…. Vergi Mahkemesinin ısrar kararı, dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçe ile kurulumuzca da uygun bulunmuş ve temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, kararın bozulmasını gerektirecek durumda görülmemiştir.

Bu nedenlerle temyiz isteminin reddine, oybirliği ile karar verildi.

İdarenin zorlamasıyla verilen beyana karşı dava açılması yerindedir

mahkeme-karariDanıştay 9. Daire     

E.No 2009/7171 K.No : 2009/5341

ÖZÜ: İdarenin zorlamasıyla verilen beyana karşı dava açılması yerindedir. Madde: KDV 40/1

İstemin Özeti: Davacının verdiği düzeltme beyannamesine dayanılarak tahakkuk ettirilen katma değer vergisi, damga vergisi ve gecikme faizi ile aynı dönem için vergi ceza ihbarnamesiyle kesilen vergi ziyaı cezsının terkini ve katma değer vergisi düzeltme  beyannamesinin iptali istemiyle açılan davayı; katma değer vergisi ile damga vergisi hesaplanan gecikme faizinin davacının dilekçe ile ihtirazi kayıt koymaksızın verdiği beyanname üzerine tahakkuk ettirildiği Vergi Usul Kanununun 378’inci maddesi uyarınca mükelleflerin kendi beyanı üzerine tarhedilen vergilere dava açamayacağının öngörüldüğü, bu nedenle tarhedilen katma değer vergisi ile damga vergisinde ve hesaplanan gecikme faizinde hukuka aykırılık bulunmadığı, verilen düzeltme beyannnamesi idari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi zorunlu icrai bir işlem olmadığından beyannamenin iptali isteminin incelenmeksizin reddi gerektiği, kesilen vergi ziyaı cezasına gelince davacının verdiği düzeltme beyannamesinin kanuni süresi geçtikten sonra verilen beyanname niteliğinde olduğu 213 sayılı Kanunun 344, 341 ve 359’uncu maddeleri uyarınca %50 oranında vergi ziyaı cezası kesilmesi gerektiği, bu nedenle kesilen vergi ziyaı cezasının %50’lik kısmı hukuka uygun olup fazlaya ilişkin kısmında yasal isabet bulunmadığı gerekçesiyle kısmen kabul eden, kısmen reddeden, kısmen incelenmeksizin reddeden vergi mahkemesinin kararının; davacı  tarafından düzeltme beyannamesinin serbest iradeyle değil idarenin baskısı altında verildiği, aksi halde kendilerinin kod 5 listesine alınacağının ifade edildiği, düzeltme beyannamesiyle indirimler arasından çıkarılan faturaların sahte olmayıp gerçek emtia alışlarına ilişkin olduğu; vergi dairesi müdürlüğü tarafından ise, kesilen vergi ziyaı cezasının hukuka uygun olduğu ve tamamen onanması gerektiği ileri sürülerek aleyhlerine olan kısmın bozulması istenilmektedir. Read more

Mevduat faizinden vergi tevkif edilir ve iade yapılmaz

mahkeme-karari

Danıştay 3. Daire

Esas No: 2008/4746 Karar No : 2009/190

ÖZÜ: GVK geç. md. 67’ye göre her türlü mevduat faizinden vergi tevkif edilir ve iade yapılmaz.

Davanın Özeti: Davacı kuruma ait mevduat hesabından elde edilen faiz geliri üzerinden ilgili banka şubesince Gelir Vergisi Kanununun geçici 67’nci maddesi uyarınca kesinti yoluyla ödenen gelir vergisinin terkini ve iadesi istemiyle açılan davada; Gelir Gelir Vergisi Kanununa eklenen geçici 67’nci maddesinin (5) işaretli fıkrasında, gelir sahibinin gerçek veya tüzel kişi ya da vergiden muaf olup olmamasına bakılmaksızın maddede düzenlenen geliri elde eden herkesin tevkifata tabi olacağının öngörülmesine karşın 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanununun 21’nci maddesinde, organize sanayi bölgeleri tüzel kişiliğinin bu kanunun uygulaması ile ilgili işlemlerde her türlü vergi, resim ve harçtan muaf olduğunun hükme bağlandığı dikkate alındığında, 4562 sayılı Kanunun özel kanun niteliğinde olması ve daha sonra yürürlüğe giren genel kanunun daha önceki özel kanun karşısında uygulanabilmesi için, genel kanunla özel kanunun ilgili hükümlerinin kaldırıldığına dair açık hüküm bulunması gerektiği halde, daha sonra yürürlüğe giren ve genel kanun niteliğinde olan Gelir Vergisi Kanununun geçici 67’nci maddesinde 4562 sayılı Kanunun ilgili hükmünün kaldırıldığına ilişkin düzenleme olmadığı anlaşıldığından davacı kurumun tüm vergilerden muaf olduğu göz ardı edilerek yapılan tevkifatta hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle gelir vergisinin kaldırılmasına ve iadesine karar veren Vergi Mahkemesi kararının; davacı kuruma 4562 sayılı Kanunla tanınan vergi muafiyetinin Gelir Vergisi Kanununun geçici 67’nci maddesinin (5) işaretli fıkrası ile kaldırıldığı ileri sürülerek bozulması istenmiştir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Üçüncü Dairesince işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Davacı kuruma ait mevduat hesabından elde edilen faiz üzerinden banka şubesince Gelir Vergisi Kanununun 67’nci maddesinin (4) numaralı fıkra hükmü gereğince %15 oranında yapılan tevkifatın kaldırılmasına ve iadesine karar veren vergi mahkemesi kararı temyiz edilmiştir.

Vergi tevkifatı müessesesini düzenleyen Gelir Vergisi Kanununun 94’üncü maddesinin 1’inci fıkrasında; kamu idare ve müesseseleri, iktisadi kamu müesseseleri, sair kurumlar, ticaret şirketleri, iş ortaklıkları, dernekler, vakıflar, dernek ve vakıfların iktisadi işletmeleri, kooperatifler, yatırım fonu yönetenler, gerçek gelirlerini beyan etmeye mecbur olan ticaret ve serbest meslek erbabı, zirai kazançlarını bilanço veya zirai işletme hesabı esasına göre tespit eden çiftçiler aşağıdaki bentlerde sayılan ödemeleri (avans olarak ödenenler dahil) nakden veya hesaben yaptıkları sırada istihkak sahiplerinin gelir vergilerine mahsuben tevkifat yapmaya mecbur oldukları kurala bağlanmış, sözü edilen fıkranın (8) işaretli bendinde de, banka mevduat faizlerinden tevkiat yapılacağı belirtildikten sonra aynı kanuna geçici 67’nci maddenin 4’üncü fıkrasında, bankalar arası mevduat ile aracı kurumların borsa piyasalarında değerlendirdikleri kendilerine ait paralarına yürütülen faizler hariç olmak üzere, 75’inci maddenin 2’nci fıkrasının (7), (12) ve (14) numaralı bentlerinde yazılı menkul sermaye iratlarından, ödemeyi yapanlarca %15 oranında vergi tevkifatı yapılacağı, 5’inci fıkrasında ise, gelir sahibinin gerçek veya tüzel kişi ya da dar veya tam mükellef olmasının, vergi mükellefiyetinin bulunup bulunmamasının vergiden muaf olup olmamasının ve elde edilen kazancın vergiden istisna olup olmamasının (1), (2), (3) ve (4) numaralı fıkra hükümleri uyarınca yapılacak tevkifatı etkilemeyeceği hüküm altına alınmış, maddenin 19’uncu fıkrasında ise, bu madde hükümlerinin 31.12.2015 tarihine kadar uygulanacağı belirtilmiştir.

Kanun koyucunun söz konusu düzenleme ile gerek vergi kanunlarında gerekse özel kanunlarında gelir ve kurumlar vergisinden muaf oldukları belirtilen kurum ve kuruluşlarca çeşitli finansal araçlardan elde edilen gelirlerin nihai olarak kaynakta vergilendirilmesini amaçladığı dikkate alındığında, davacı organize sanayi bölgesinin banka mevduat faizi üzerinden gelir vergisi tevkif edilmesi, tevkifatın yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan ve kuralına yukarıda yer verilen geçici madde hükümlerinin gereği olup değinilen bu geçici madde hükümleri uyarınca gelir sahibinin vergiden muaf olup olmaması dava konusu menkul sermaye iradı üzerinden yapılacak tevkifatı etkilemeyeceğinden, vergi mahkemesine 4562 sayılı Kanunun 21’inci maddesi gereğince bu kanunun uygulanması ile ilgili işlemlerde organize sanayi bölgesi tüzel kişiliğinin her türlü vergiden muaf olduğuna ilişkin düzenlemesi esas alınarak verilen kararda hukuka uygunluk görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin kabulü ile Vergi Mahkemesi kararının bozulmasına.

4×4’ler Binek Aracı Sayıldığından KDV’si indirim konusu yapılamaz

mahkeme-karari

DANIŞTAY 9. Daire

Esas No: 2005/1618 Karar No : 2006/3798

ÖZÜ: 4×4’ler binek aracı sayıldığından KDV’si indirim konusu yapılamaz.

İstemin Özeti: Davacı kurumun satın aldığı 4×4 Jeepe ait indirimi reddedilen katma değer vergisinin iadesi ve bu indirimin reddi sonucu doğacak katma değer vergisi için yapılacak haczin iptali istemiyle açılan davayı; dosyanın incelenmesinden davacı kurumun satın aldığı 4×4 Jeep nedeniyle yapmak istediği katma değer vergisi indirimin reddedildiği ve indirimi reddedilen katma değer vergisinin iadesi istemiye dava açıldığı, ayrıca hakkında yapılacak haciz işleminin de iptalinin istenildiğinin anlaşıldığı, 3065 sayılı Kanunun 30’uncu maddesinde; faaliyetleri kısmen veya tamamen binek otomobillerinin kiralanması veya çeşitli şekillerde işletilmesi olanların bu amaçla kullanıldıkları hariç olmak üzere işletmelerine ait binek otomobillerinin alış vesikalarında gösterilen katma değer vergisinin indirim konusu yapılmasının mümkün olmadığının hükme bağlandığı, Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanununun “Tarifeler” başlıklı 2’nci maddesinde de; arazi taşıtının, karayollarında yolcu veya yük taşıyabilecek evsafta olmakla beraber, bütün tekerlekleri muharrik olan veya olabilen motorlu taşıtlar olduğu şeklinde tarif edildiği, Bakanlar Kurulu Kararıyla değişik 3065 sayılı Kanuna bağlı 3 sayılı listede daha önce binek otomobili sınıfında yer alan arazi taşıtları ve Jeeplerin esas itibariyle insan taşımak üzere imal edilmiş diğer motorlu taşıtlar olarak sınıflandırılarak binek otomobil kapsamından çıkarıldığı, olayda dava dosyasına ekli belgelerden, davacı kurumun satın almış olduğu aracın motorlu araç tescil belgesinde “arazi taşıtı” olarak tescil edildiği, alış faturasında da “arazi taşıtı” olarak belirtildiğinin tartışmasız olduğu, yukarıda belirtilen kanun hükümleri ile birlikte söz konusu BakanlarKurulu Kararı ile yapılan değişiklik de dikkate alındığında davacı kuruma ait araçların binek otomobili kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olamayacağı, bu haliyle de yükümlünün 3065 sayılı Kanun hükümlerinden yararlandırılması gerektiğinden, aksi görüşle katma değer vergisi indirimlerinin reddi yolunda tesis edilen işlemde hukuka ve mevzuata uyarlık görülmediği ve söz konusu katma değer vergisinin iadesi gerektiği, davacı şirket tarafından yargılama sonucuna kadar yapılacak haciz işleminin iptali istemine gelince, ortada davalı idarece alınmış ve uygulanmış bir haciz işlemi olmadığından buna ilişkin istemin reddi gerektiği gerekçesiyle kısmen kabul eden vergi mahkemesi kararının; arazi taşıtları ve Jeeplere ilişkin katma değer vergisinin indirilmesinin mümkün olmadığı ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü:

Uyuşmazlık, davacı şirketin işletmesine kayıtlı 4×4 tipi Jeepin arazi taşıtı mı, binek otomobil mi sayılacağı, dolayısıyla alımından doğan katma değer vergisinin indirilip indirilemeyeceğine ilişkindir.

Katma Değer Vergisi Kanununun 30’uncu maddesinin 1’inci fıkrasının (b) bendinde faaliyetleri kısmen veya tamamen binek otomobillerinin kirlanması veya çeşitli şekillerde işletilmesi olanların bu amaçla kullandıkları hariç olmak üzere işletmelere ait binek otomobillerinin alım vesikalarında gösterilen katma değer vergisinin indirilemeyeceği hükme bağlanmıştır.

Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanununun 2’nci maddesinde motorlu taşıt çeşitlerinin tanımı yapılmış, 1’inci fıkrasının 7’nci bendinde; Maliye Bakanlığınca uluslararası otomobil kataloglarındaki bilgiler de dikkate alınmak suretiyle lüks sayılan, otomobil ve arazi taşıtları lüks otomobil olarak tanımlanmış, bunların hangi derecelerde lüks otomobil sayılacağının Maliye Bakanlığınca tespit olunacağı ifade edilmiştir.

11 seri no.lu Motorlu Taşıtlar Vergisi Genel Tebliğinin taşıtların lüks dereceler başlıklı 1’nci bölümünün (a) alt bölümünde ise motor silindir hacmi 1601 cm3’ten büyük olan otomobil ve arazi araçlarının lüks otomobil sayılacağı, (b) alt bölümünde de arazi taşıtlarından münhasıran yük taşımaya mahsus olanların lüks otomobil kabul edilmeyeceği, yük ve yolcu taşıyabilen iki ve daha fazla sıralı oturma yeri bulunan açık kasalı olanların ağırlık ve yaşlarına göre lüks otomobil sayılacağı hükme bağanmıştır.

Yukarıdaki hükümlerin birlikte değerlendirilmesinden yasa koyucunun binek otomobillerin katma değer vergisi indiriminden yararlanmamasını öngördüğü ve lüks otomobil vasfındaki arazi taşıtlarını da yük taşımacılığında kullanılmayan ve insan taşıyan araçlar olmaları itibariyla binek otomobil sınıfında değerlendirdiği böylece, daha pahalı ve otomobil tarzında kullanılan arazi taşıtları ve Jeeplere sahip olanlar lehine binek otomobil sahibi olanlara nazaran haksız avantaj sağlanmasına engel olma amacı taşıdığı anlaşılmaktadır.

Olayda davacı şirketçe satın alınan ve katma değer vergisi idirimi reddedilen aracın motorlu araç tescil belgesinde arazi taşıtı olduğu belirtilmekteyse de anılan hükümler uyarınca binek otomobil sayılacağı anlaşıldığından buna ilişkin katma değer vergisi indiriminin reddinde isabetsizlik bulunmamakta olup, aksi yönde verilen kararda yasal isabet bulunmamıştır.

Diğer yandan davacı şirket tarafından Bakanlar Kurulu Kararıyla daha önce binek otomobil sınıfında yer alan arazi taşıtları ve Jeeplerin esas itibariyle insan taşımak üzere imal edilmiş diğer motorlu taşıtlar şeklinde tanımlanarak bu sınıftan çıkarıldığı ileri sürülmekte ise de, anılan Bakanlar Kurulu Kararı ile mal ve hizmetlere uygulanan katma değer vergisi oranlarının tespitine ilişkin kararda değişiklik yapılmış olup, olayla doğrudan bir ilgisi bulunmayan bu kararın binek otomobilleri ve arazi taşıtları ifadesine ayrı ayrı yer vermesinin, arazi taşıtlarının binek otomobil çatısı altında sayılmasına engel olduğu şeklinde yorumlanması da mümkün bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle temyiz isteminin kabulüne, vergi mahkemesi kararının bozulmasına.