Archive for Danıştay Kararları

Mükellefin Kayıt ve Belgeleri Esastır (Danıştay Kararı)

T.C.

DANIŞTAY

Dördüncü Daire

İLGİLİ MADDE: 3, 134

Esas No: 1999/574

Karar No: 1999/4298

Özü: Mükellefin defter ve belgelerine göre inceleme yapılmadan; kaydi envanter çıkarılarak emtia giriş ve çıkışları kontrol edilmeden, mal sattığı bir müşterisinin “El Defterinde” yazılı ödemeyi, başka bir delille doğrulamadan, kayıt dışı ve açıktan satış sayarak matrah farkı çıkarmak vergi yasalarına uyarlık göstermemektedir.

İstemin Özeti : 1994 yılına ilişkin işlemleri incelenen davacı şirketin bir kısım hasılatını kayıt ve beyan dışı bıraktığı ileri sürülerek düzenlenen rapor uyarınca re’sen kurumlar vergisi ile geçici vergi salınmış, fon payı hesaplanıp, kaçakçılık ve özel usulsüzlük cezaları, kesilmiştir. Vergi Mahkemesi kararıyla Vergi Usul Kanunu’nun 134 üncü maddesinde, vergi incelenmesinden maksadın, ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunu araştırmak, tespit etmek ve sağlamak olduğunun belirtildiği, aynı Yasa’nın 3 üncü maddesinde de vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin esas olduğu hükmüne yer verildiği, olayda davacı şirketin uyuşmazlık döneminde mal sattığı Ltd. Şti.’nin işyerinde yapılan aramada ele geçirilen ve bu Şirketin 1994 yılında yaptığı ödemeleri gösteren el defterinde davacı şirkete üç ayrı tarihte toplam 232.124.000 lira ödeme yapıldığının yazılı olmasına karşın davacı şirketin 1994 yılında anılan şirkete sadece 51.750.000 liralık tek bir fatura düzenlediğinin inceleme raporuyla saptandığı, ayrıca söz konusu firma yetkilisi tarafından el defterinde yer alan bilgilerin doğru olduğunun ifade edildiği, bu durumda el defterinde yer alan tutarla faturada yazılı tutar arasındaki farkın beyan dışı bırakılan hasılat olduğu belirtilerek bulunan matrah farkı üzerinden kaçakçılık cezalı salınan kurumlar vergisi ile alıcı ve satıcısı belli olan emtia satışı için fatura düzenlenmemesi nedeniyle kesilen özel usulsüzlük cezasında kanuna aykırılık görülmediği gerekçesiyle kaçakçılık cezalı kurumlar vergisi ile özel usulsüzlük cezasına yönelik davanın reddine, ikmalen ve re’sen geçici vergi salınması ve fon payı hesaplanması mümkün olmadığından geçici vergi ve fon payı ile bunlara ilişkin kesilen kaçakçılık cezasının kaldırılmasına karar verilmiştir. Vergi Dairesi Müdürlüğü, geçici vergi ile fon payının ve bunlara ilişkin cezanın yasal olduğunu, davacı şirket ise, incelemenin esas itibarıyla işyerinde yapılması gerektiğini, defter ve belgelerinin incelenmediğini, faturasız emtia alış ve satışlarının olmadığını, tarhiyatın eksik incelemeye dayandığını ileri sürerek kararın bozulmasını istemektedirler.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Dördüncü Dairesince gereği görüşüldü:

1994 yılına ilişkin işlemlerin incelenmesi sonucu bir kısım hasılatın fatura düzenlememek suretiyle kayıt ve beyan dışı bırakıldığı belirtilerek salınan kurumlar vergisi ile kesilen kaçakçılık ve özel usulsüzlük cezalarına karşı açılan davayı reddedip, geçici vergi ve fon payı ile bunlara ilişkin cezaları kaldıran mahkeme kararının taraflarca bozulması istenilmektedir.

Vergi Dairesi Müdürlüğü’nün ileri sürdüğü iddialar bozulması istenilen kararın dayandığı gerekçeler karşısında yerinde ve kararın bozulmasını sağlayacak durumda görülmemiştir.

Vergi Usul Kanunu’nun 134 üncü maddesinde, vergi incelemesinden maksadın, ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunu araştırmak, tespit etmek ve sağlamak olduğu belirtilmiş, aynı Kanun’un 3 üncü maddesinde de vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin esas olduğu hükmüne yer verilmiştir.

Olayda, davacı şirketin ticari ilişkide bulunduğu Ltd.Şti.’de yapılan aramada ele geçirilen ve bu şirketin 1994 yılında yaptığı ödemeleri gösteren el defterinde davacı şirkete üç ayrı tarihte yapıldığı ileri sürülen ödeme tutarları ile davacı şirket tarafından sözkonusu şirket adına düzenlenmiş olan fatura tutarı arasındaki farkın kayıt dışı bırakılan hasılat olduğu ve firma yetkilisinin de el defterindeki bilgileri doğruladığı belirtilerek matrah farkı tespit edilmiş ise de, davacı şirketin defter ve belgeleri incelenerek kayıt dışı hasılatın bulunduğu yolunda herhangi bir inceleme ve araştırma yapılmadan sadece el defterinde yer alan bilgilere ve firma yetkilisinin beyanına dayanılarak matrah farkı bulunmuş olması nedeniyle anılan Kanun’un 134 üncü maddesine uygun bir vergi incelemesi yapıldığından söz etmeye olanak yoktur. Faturasız satışlar nedeniyle hasılatın kayıt dışı bırakıldığını iddia edebilmek için şirketin yasal defter ve belgeleri üzerinde mal mevcutları, emtia giriş ve çıkışları dikkate alınmak suretiyle bir vergi incelemesi yapılarak matrah farkının gerçek veya gerçeğe en yakın şekilde somut olarak ortaya konulması gerekmektedir. Dava konusu olayda gerçek satış miktarının, Lt.Şt’nin kayıtlarında yer alan, davacı şirket tarafından da hasılat olarak kaydedilen faturada yazılı tutarın üzerinde olduğu yolunda el defterindeki kayıttan başka herhangi bir bilgi ve belge bulunmamaktadır.

Bu durumda eksik incelemeye dayalı olarak yapılan tarhiyatta ve bu tarhiyata karşı açılan davada kaçakçılık cezalı kurumlar vergisi ile özel usulsüzlük cezasını onayan mahkeme kararında isabet görülmemiştir.

Bu nedenle yükümlü temyiz isteminin kabulüyle Vergi Mahkemesi kararının bozulmasına, 30.11.1999 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Ticaret sicilinden silinen şirket adına vergi salınamaz

Danıştay 7. Daire

E: 2005/1018, K: 2005/1227

İLGİLİ MADDE: 2              

ÖZÜ:   Ticaret sicilinden silinen şirket adına vergi salınamaz.

İstemin Özeti: Tasfiye halinde …. İnşaat Ticaret ve Sanayi Anonim şirketinin ödenmeyen vergi borçlarının tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emrinin iptali istemiyle açılan davayı; aynı ödeme emrinin iptali istemiyle açılan ve mahkemelerinde derdest olan dava sebebiyle, açılan iş bu davanın mükerrer olduğu gerekçesiyle incelenmeksizin reddeden Vergi Mahkemesi kararının; önceki davanın şirket adına, bu davanın ise şahıs adına açıldığı dolayısıyla, mükerrer davadan söz edilemeyeceği ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Danıştay Yedinci Dairesince gereği görüşüldü:

İdari yargılama usulü kanununun 2’nci maddesinin 1’inci fıkrasının 4577 sayılı Kanunun 5’inci maddesiyle değişik (a) bendinde; iptal davasının, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacağı; aynı Kanunun 15’inci maddesinin 1’inci fıkrasının (b) bendinde ise, ehliyetsiz kişi tarafından açılan davaların reddine karar verileceği; 14’üncü maddesinin 6’ncı fıkrasında da, davanın her safhasında 15 inci madde hükmünün uygulanacağı belirtilmiştir.

Yukarıda yer verilen hükme göre; iptal davacı açılabilmesi, açanın davaya taraf olma ehliyetine sahip bulunmasına bağlı bulunmaktadır.

Yargılama Hukuku kurallarına göre; dava ehliyetinin varlığı, öncelikle dava açanın taraf olma; yani, hak ehliyetinin bulunmasına bağlıdır.Şirketler için söz konusu ehliyet, tüzel kişilğin kazandığı tarihten kaybedildiği tarihe kadar mevcut olan bir niteliktir. Başka anlatımla; bir şirketin hak sahibi olması veya borçlu kılınabilmesi, ancak tüzel kişilik kazandığı tarihle bu kişiliğin sona erdiği tarih arasındaki zaman diliminde olanaklı bulunmaktadır. Türk ticaret Kanunu hükümlerine göre de, şirketlerin tüzel kişiliği, fesihleri sonucu ticaret sicilinden silinmesiyle sona erer.

Olayda, adına ödeme emri düzenlenen şirketin 17.12.1998 tarihinde fesh edilip ticaret sicilinden kaydı silinerek tüzel kişiliğinin sona ermiş olması sebebiyle, hukuken var olmayan şirketin haklara sahip olması, borçlu kılınması ve temsili olanaklı değildir. bunun sonucu olarak, tüzel kişiliğin sona ermesinden önceki dönemlerle ilgili olsa dahi, olmayan şirket adına tarh ve ceza kesme işlemleri tesis edilemez; tesis edilen işlemler de, herhangi bir hukuki sonuç doğurmaz. hukuki sonuç doğurmayan; başka deyişle, hukuk düzeninde varlık kazanmayan işlemlerin ise, herhangi bir kişinin menfaatini ihlal etmesi söz konusu olamaz.

Bu hukuki durum karşısında; feshedilmekle tüzel kişiliği sona eren şirketin temsili de söz konusu olamayacağından, tasfiye memuru tarafından olmayan şirketi temsilen açılan ve ehliyetsizlik nedeniyle reddi gereken davanın, mükerrerlik bulunduğu gerekçesiyle incelenmeksizin reddi yolundaki mahkeme kararında hukuka uyarlık mevcut değilse de; temyiz dilekçesinde ileri sürülen hususlar, sonucu itibariyle doğru olan anılan kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte değildir.

Açıklanan nedenle, temyiz isteminin reddine, 14.06.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.

Gerçek olmayan ve hazine’ye intikal etmeyen KDV iade edilmez

DANIŞTAY

Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu

E. 1994/338 – K. 1996/50

Özü: Gerçek olmayan ve hazine’ye intikal etmeyen KDV iade edilmez.

İLGİLİ MADDE: 3

İstemin Özeti: Sahte olduğu belirtilen faturalara isabet eden katma değer vergisinin geri alınması amacıyla KDV salınmıştır.

Vergi Mahkemesi kararıyla kurum hakkında yapılan tesbitleri yeterli görmeyerek davayı kabul etmiştir.

Temyiz istemini inceleyen Danıştay Yedinci Dairesi kararıyla; dosyada mevcut inceleme raporu, ekli tutanaklar ve belgelerin incelenmesinden; yükümlü şirketin emtia alımında bulunduğu Ltd.Şti. 5 milyon lira sermaye ile kurulduğu, kurucularının çiftçi olduğu ve herhangi bir mal varlıklarının bulunmadığı, şirket yetkilisinin ticari faaliyetleri için kredi kullanmadıklarını, sadece ihracatçılara mal sağladıklarını beyan ettiği, şirket kurulur kurulmaz 10 milyar liradan fazla ciro yapılmasının iktisadi ve ticari gereklere uymadığı, tedarikçi firmanın emtia temin ettiği şahıs ve firmalar nezdinde yapılan incelemelerde de, bu şahıs ve firmaların içeriği itibarıyla sahte belge düzenlediklerinin saptandığı, dolayısıyla hazineye intikal eden bir katma değer vergisi bulunmadığının anlaşıldığı, bütün bu inceleme ve tespitler karşısında, indirme konu katma değer vergisi ile fatura ve benzeri belgelerin gerçeği yansıtmadığı sonucuna varıldığı gerekçesiye mahkeme kararını bozmuştur.

Bozma kararına uymayan Vergi Mahkemesi kararıyla; inceleme raporu ve ekindeki tespitlerin 213 sayılı Yasanın 3 üncü maddesinde öngörülen türde delil niteliği taşımadığı, bir faturanın sahte olduğu sonucuna ulaşılabilmesi için tek yanlı beyan ve tespitlerin yeterli olmadığı, alım satıma ilişkin belgelerin de objektif biçimde değerlendirilmesi gerektiği, yükümlü kuruma mal satan şirketin temsilcisinin sahte fatura verildiği ve şirketin paravan olduğuna ilişkin bir beyanının bulunmadığı, ihracatçılara mal temin ettikleri ve mal alımına aracılık ettikleri yolundaki beyanın ise, temsilcisi olduğu şirket adına yapılacak cezalı tarhiyatı önlemek amacına yönelik olduğu, Ltd.Şti., davacı kuruma sattığı tarım ürünlerine ait faturaları defterlerine gelir olarak kaydettiği ve ilgili dönem katma değer vergisi beyannamesinde gösterdiği, ürün bedellerinin tümünün satıcı kurum adına düzenlenen çeklerle ödendiği, yükümlü kurumun katma değer vergisi iade isteminin incelenmesi sonucu düzenlenen raporda, Ltd.Şti. alınan mallara ait faturaların sahte olmadığının tespit edildiği, müteselsil sorumluluk koşullarının yükümlü şirket yönünden gerçekleştiği hususunda yeterli ve inandırıcı bir tespit bulunmadığı gibi, uyuşmazlık döneminde yasanın tanıdığı yetkiye dayanılarak Maliye Bakanlığınca müteselsil sorumlulukla ilgili herhangi bir düzenleme getirilmediği, bu durumda, sahte olduğu ileri sürülen faturaların gerçeği yansıttığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle, davayı kabul ederek katma değer vergisi ile kaçakçılık cezasının kaldırılmasına karar vermiştir.

Karar, vergi dairesi tarafından temyiz edilmiş ve kararın bozulması istenmiştir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Gereği görüşüldü:

Vergi Usul Kanununun 3 üncü maddesinde vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin işlemlerin gerçek niteliğinin esas olduğu kurala bağlandığından, vergilendirme ile ilgili belgelerin biçimsel kurallara uygun düzenlenmiş olması, olayın gerçek niteliğinin araştırılmasına ve sonucuna göre karar verilmesine engel değildir.

Tarhiyat, ihracatçı olan yükümlü kurumun, gerçek bir mal alımına dayanmadığı kabul edilen faturalarda yazılı katma değer vergisini hukuka aykırı olarak geri aldığı yaklaşımıyla uygulanmıştır. Söz konusu faturaları düzenleyen limited şirket yetkilisinin inceleme raporuna ilişik anlatımında; şirket kurucularının çiftçi olduklarını, ticari faaliyetleri için kredi kullanılmadığını, sadece ihracatçılara ihraç ürünü sağladıklarını, beş milyon lira kuruluş sermayelerinden başka mal varlıkları bulunmadığını belirttiği görülmektedir. Sözü edilen faaliyetin gerçekte komisyonculuktan ibaret kaldığı anlaşılmaktadır. Limited şirketin alış belgelerini düzenleyenlerin de gerçek bir emtia alımına dayanmayan fatura düzenleyicisi oldukları incelemede kendi beyanlarıyla saptanmıştır.

Diğer taraftan yükümlüye ihraç ürünü satmış görünen limited şirket ve bu şirketin mal alımında bulunduğu satıcılar tarafından hazineye intikal ettirilmiş herhangi bir katma değer vergisi bulunmadığından ihracatçı yükümlü tarafından geri istenebilecek katma değer vergisinden de söz edilemez.

Bu durum karşısında, vergi dairesinin temyiz isteminin kabulüyle Vergi Mahkemesi direnme kararının bozulmasına,

Not: Alınan faturalarda gösterilen KDV; fatura kesenler tarafından beyan edilmez ise, mahsup veya iadesi vergi dairelerince kabul edilmemektedir.

Zaman aşımına uğrayan kamu alacağı için ödeme emri düzenlenmez

  • İzmir 3. Vergi Mahkemesi
  • Esas No: 2012/685 Karar No : 2012/1090
  • ÖZÜ: Zaman aşımına uğrayan kamu alacağı için ödeme emri düzenlenmez.
  • İstemin Özeti: Davacı vekili tarafından, müvekkilinin 2001 yılında elde ettiğ ileri sürülen menkul sermaye iradını (devlet tahvili hazine bonosu) beyan etmediğinden bahisle tarh edilen vergi ziyaı cezalı gelir vergisi ile fon payına ilişkin ödeme emri ile tahsili istenen borcun zaman aşımına uğradığı, müvekkilinin beyan etmediği ileri sürülen geliri için verginin zaten kaynakta kesildiği, üstelik istenen verginin miktarının fahiş olduğu iddiaları ile iptali istenmektedir.
  • TÜRK MİLLETİ ADINA
  • Vergi mahkemesi hakimliğince, gereği düşünüldü:
  • Amme borçluları kendilerine tebliğ edilen ödeme emirlerine karşı belli nedenlerle dava açabilirler. Bu husustaki esaslar 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 58’inci maddesinde düzenlenerek, “kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahsın, böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zaman aşımına uğradığı hakkında tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde alacaklı tahsil dairesine ait vergi davalarına bakan vergi mahkemesinde dava açabileceği” şeklinde hükme bağlanmıştır.
  • Vergi Usul Kanununun 114’üncü maddesi “Vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından başlayarak beş yıl içinde tarh ve mükellefe tebliğ edilmeyen vergiler zaman aşımına uğrar.
  • Şu kadar ki, vergi dairesince matrah takdiri için takdir komisyonuna başvurulması, zaman aşımını durdurur. Duran zaman aşımı mezkür komisyon kararının vergi dairesine tevdiini takip eden günden itibaren kaldığı yerden işlemeye devam eder. Ancak işlemeyen süre her hal ve takdirde bir yıldan fazla olamaz” düzenlemesini içermektedir.
  • Dosyanın incelenmesinden davacı adına elde ettiği menkul sermaye iradını beyan etmediğinden bahisle cezalı gelir vergisi ve fon payı tarhiyatı yapıldığı, dava konusu ödeme emrinin adresinde tebliğ edilebildiği ancak dayanak vergi/ceza ihbarnamesinin aynı mahallede bir başka adreste, tebliğ edilmediğine dair adres tespit  tutanağı düzenlendiği ve bu tutanakta mahalle muhtarının da imzasının bulunduğu, davacının güncel adresinin nasıl tespit edilebildiğine dair bir açıklamaya savunmada yer verilmediği, özetle ödeme emrinin tebliğinden evvelki aşamada dayanak vergi/ceza  ihbarnamesinin usulü dairesinde posta marifeti ile tebliğ edilmeye çalışıldığının açıkça ortaya konamadığı görülmektedir.
  • Buna karşın ödeme emrinin iptalini gerektiren asıl hukuka aykırılık zaman aşımı noktasında belirmektedir. Yukarıda zikredilen Vergi Usul Kanununun 114’üncü maddesinin yeni hali, matrah takdiri için takdir komisyonuna başvurulmasının ilanihaye zazaman aşımını durdurmayacağını hükme bağlamıştır. Bu durumda, her ne kadar incelenen olayda taktir komisyonuna başvurulması (10.08.2006), taktir komisyonu kararı (23.10.2008) vergi/ceza ihbarnamesinin düzenlenmesi (28.10.2008) ve ilanen tabliği (27.10.2009), yeni yasal düzenlemenin yürürlüğünden önceki bir tarihe isabet etse de yeni yasal düzenlemenin Anayasa Mahkemesinin iptal kararı muvacehesinde yapılması yani kanunun eski şeklinin Anayasaya aykırılığının saptanması karşısında “Ancak işlemeyen süre her hal ve takdirde bir yıldan fazla olamaz.” hükmünün derdest uyuşmazlıklar bakımından da cari olduğunun kabulü gerekmektedir.
  • Bu durumda her halükarda en geç 31.12.2007 tarihinde tebliğ edilmesi gereken vergi alacağının, 2009 yılında ilanen tebliğ edilmiş olması dolayısıyla tahakkuk zaman aşımına uğradığı açıktır. Buna göre dava konusu ödeme emrine konu borcun zaman aşımına uğramış olması hasebiyle iptali gerekmektedir.
  • Açıklanan nedenlerle; davanın kabulüne, İzmir Bölge İdare Mahkemesi Başkanlığı nezdinde itiraz yolu açık olmak üzere karar verildi.

Şirketin kamu borcu için doğrudan ortağına gidilmez (Vergi Mahkemesi Kararı)

  • İzmir 1. Vergi Mahkemesi
  • Esas No: 2012/391 Karar No : 2012/1003
  • ÖZÜ: Şirketin kamu borcu için doğrudan ortağına gidilmez.
  • İstemin Özeti: Davacı tarafından …. Giyim Sanayi Limited Şirketinin ortağı sıfatıyla davacının banka hesabına, haciz kararı uyarınca haciz bildirisine dayanılarak uygulanan ihtiyati haczi; şirket ve yöneticisi adına mal varlığı araştırılması yapılmadan vergi borcu ve cezasının şirketten tahsili yoluna gidilmeksizin ve şirket ve müdürü adına aciz belgesi düzenlenmeksizin anılan vergi ve borcun kendi hesaplarına ihtiyati haciz konularak aranmasında hukuka uyarlık bulunmadığı iddiasıyla kaldırılması istenilmektedir.
  • TÜRK MİLLETİ ADINA
  • Vergi Mahkemesince işin gereği görüşüldü:
  • Dava, davacı tarafından …. Giyim Sanayi Limited Şirketinin ortağı sıfatıyla banka hesabına, ihtiyati haciz kararı uyarınca haciz bildirisine dayanılarak uygulanan ihiyati haczin kaldırılması istemiyle açılmıştır.
  • Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun “Teminat İsteme” başlıklı 9’uncu maddesinde, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 344’üncü maddesi uyarınca vergi ziyaı cezası kesilmesini gerektiren haller ile 359’uncu maddesinde sayılan hallere temas eden bir amme alacağının salınması için gerekli muamelelere başlanmış olduğu takdirde vergi incelemesine yetkili memurlarca yapılan ilk hesaplamalara göre belirtilen miktar üzerinden tahsil dairelerince teminat isteneceği belirtilmiştir. Aynı kanunun 13’üncü maddesinde, ihtiyati haciz sebepleri yedi bent halinde sıralanarak, bu hallerden herhangi birisinin mevcudiyeti halinde hiçbir müddetle mukayyet olmaksızın alacaklı amme idaresinin mahalli en büyük memurunun kararıyla, haczin ne suretle yapılacağına dair olan hükümlere göre derhal ihtiyati haciz tatbik olunacağı kurala bağlanmış, Vergi Usul Kanununun 344’üncü maddesinde sayılan nedenlerle bir kamu alacağının salınması yolunda gereken işlemlere başlanması yeterli görülmüştür.
  • Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 35’inci maddesi uyarınca limited şirketten tahsil olanağı bulunmayan amme alacağından sermaye payları oranında doğrudan doğruya sorumlu olacakları ve bu kanun hükümleri gereğince takip edilecekleri kurala bağlanan limited şirket ortakları, amme alacaklısı idareye karşı, aynı yasanın 3’üncü maddesi uyarınca amme borçlusu sıfatını kazandıklarından; hisselerin tüm hak ve yükümlülükleriyle birlikte devredilmiş ve bu hususun tescil ve ilan edilmiş olması hali dışında, bu kanun hükümlerine göre takip edilebilecekleri, başka bir ifadeyle haklarında yetkili mercilerce verilmiş ihtiyati haciz kararına dayanılarak şirke ortaklarının mal varlıklarına da ihtiyati haciz uygulanabilecektir.
  • 6183 sayılı Yasanın yukarıda bahsedilen hükümlerinde sözü edilen teminat isteme, ihtiyati haciz ve ihtiyati tahakkuk işlemleri, kamu alacağının cebren tahsil ve takip işlemleri olmayıp, icrai muamelelere başlamadan önce tahsile konu amme alacağının tehlikeye girmemesi için korunmaya yönelik işlemlerdir.
  • Bakılan davada ası borçlu …. Giyim Sanayi Limited Şirketi hakkında yapılan cebri tahsil ve takip işlemleri neticesinde söz konusu amme alacağının şirketten tahsil imkanının kalmadığının anlaşılması üzerine ortak sıfatıyla bu sefer davacının takibe alındığı ihtiyati haciz kararı ile birlikte ödeme emri düzenlenerek tebliğe çıkarıldığı görülmektedir.
  • Yukarıya alınan yasa hükümlerine göre, ancak vergi incelemesinin devam ettiği durumlarda yapılan ilk hesaplamalara göre teminat istenebilecek, ihtiyati haciz veya ihtiyati tahakkuk kararı  alınabilecektir. İnceleme sonuçlanıp, tarhiyat yapıldıktan sonra ihtiyati haciz kararı alınması mümkün değildir. Diğer bir deyimle, ilgililer hakkında ihtiyati haciz kararı alınabilmesi için incelemenin henüz tamamlanmamış olması gerekmektedir.
  • Nitekim Danıştay 3. dairesinin 15.02.2011 tarih ve E: 2009/740, K:2011/485 saylıı kararı da bu yöndedir.
  • Bu durumda, davacının ortağı olduğu asıl borçlu şirket hakkında yapılan vergi incelemesi sonuçlanıp, tarhiyat yapıldıktan sonra ihtiyati haciz yapılamayacağından davacı hakkında uygulanan dava konusu ihtiyati hacizde hukuka uyarlık görülmemiştir.
  • Öte yandan mahkememizce yapılan ara karara istinaden davalı idarece davacının asıl borçlu şirketteki hisse oranının %10 olmasına rağmen sehven amme alacağının %90 oranında takibe alındığı da bildirilmiştir.
  • Açıklanan nedenlerle; DAVANIN KABULÜNE, dava konusu ihtiyati haczin kaldırılmasına.