Archive for Pratik Bilgiler

Yeni TTK'ya göre Ticari Defterleri Saklama Zorunluluğu

YENİ TTK’YA GÖRE TİCARİ BELGELERİ SAKLAMA

ZORUNLULUĞU VE BUNA AYKIRILIĞIN

MÜEYYİDESİ(*)

1.  GİRİŞ

Bilindiği üzere, 6762 sayılı Eski Türk Ticaret Kanunu (ETTK)’nda işletmeyle ilgili olarak gönderilmiş bulunan her türlü belgenin, fotokopi, karbonlu kopya, mikrofiş, bilgisayar kaydı veya benzer şekildeki bir kopyasının, yazılı, görsel veya elektronik ortamda saklanması zorunlu tutulmuş, bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi hali için sadece hukukî sorumluluk öngörmüş, cezaî sorumluluğa ilişkin bir hükme yer verilmemiştir.

6102 sayılı yeni Türk Ticaret Kanunu(1)(YTTK)’nda da, ticari belgelerin saklanması yükümlülüğüne yer verilmiş, ancak bu konuda ETTK’dan farklı olarak anılan yükümlülüğe uyulmaması hali için cezaî sorumluluk öngörülmüştür. İşte bu çalışmamızda, yeni Türk Ticaret Kanunu’nda öngörülen ticarî belgelerin saklanmamasına ilişkin cezaî sorumluluk hükümleri üzerinde durulacaktır.

2.  TİCARÎ BELGELERİN SAKLANMAMASINA İLİŞKİN CEZALAR

6762 sayılı eski Türk Ticaret Kanunu’nun 66. maddesinin 29.03.2011 tarih ve 6215(2) sayılı Kanunun 14. maddesi ile kaldırılan ikinci fıkrasında; “Tacirlerin işletmeleriyle ilgili işler dolayısıyla aldıkları mektup, yazı, telgraf, fatura, cetvel, senet gibi vesika ve kağıtlarla ödemelerini gösteren vesikaları ve yazdığı mektup, yazı ve telgrafnamelerin kopyalarını ve mukaveleleri, taahhüt ve kefalet ve sair teminat senetleri ve mahkeme ilamları gibi belgeleri muntazam bir tarzda dosya halinde saklamaları mecburidir.” hükmü yer almakta idi. 6215 sayılı Kanunun 14. maddesi ile ETTK’nın 66. maddesine eklenen üçüncü fıkrada ise “Tacir, işletmesiyle ilgili olarak gönderilmiş bulunan her türlü belgenin, fotokopi, karbonlu kopya, mikrofiş, bilgisayar kaydı veya benzer şekildeki bir kopyasını, yazılı, görsel veya elektronik ortamda saklamakla yükümlüdür.” denilmiş, 68. maddesinin birinci fıkrasında da “Defter tutmak mecburiyetinde bulunan kimse ve işletmeye devam eden halefleri defterleri son kayıt tarihinden ve saklanması mecburi olan diğer hesap ve kağıtları tarihlerinden itibaren on yıl geçinceye kadar saklamaya mecburdurlar.” hükmüne yer verilerek saklama süresinin on yıl olduğu belirtilmiştir.

Yine, ETTK’nın 67. maddesinde “Ticari defterlerin kısmen veya tamamen  mevcut olmamasından yahut kanuna uygun surette tutulmamasından veyahut saklanması mecburi olan defter ve kağıtların gereği gibi saklanmamasından doğan mesuliyet doğrudan doğruya işletme sahibine ve hükmi şahıslarda idare organının azalarına veya idare işlerine salahiyetli olan kimselere ve hükmi şahsiyeti olmayan ticari işletme ve teşekküllerde onları idareye salahiyetli olan kimselere aittir.” hükmüne yer verilerek, bahsigeçenlerin “kusuru memur ve müstahdemlerine yükleterek bu mesuliyetten kurtulamayacakları” hüküm altına alınmış ve defterlerin saklanmaması durumunda kimlerin hukukî sorumluluğuna gidileceği açıkça belirtilmişti. Ancak, ETTK, ticari defterlerin ve bu defterlere işlenen kayıtların dayanağını oluşturan her türlü belgenin, on yıl süre ile saklanmasını zorunlu tuttuğu halde, buna aykırı davranılması, yani defter ve belgelerin saklanmaması fiili için herhangi bir cezaî sorumluluk öngörmemişti.

ETTK’nın 66. maddesinin üçüncü fıkrasında olduğu üzere, YTTK’nın 64. maddesinin ikinci fıkrasında da “Tacir, işletmesiyle ilgili olarak gönderilmiş bulunan her türlü belgenin, fotokopi, karbonlu kopya, mikrofiş, bilgisayar kaydı veya benzer şekildeki bir kopyasını, yazılı, görsel veya elektronik ortamda saklamakla yükümlüdür.” hükmüne yer verilmiştir. Bu yükümlülüğe uyulmaması durumunda verilecek ceza ise YTTK’nın 562. maddesinde belirtilmiştir. YTTK’nın ilk halinde, anılan yükümlülüğü yerine getirmeyenlere ikiyüz günden az olmamak üzere -4.000 TL’den 73.000 TL’ye kadar(3)– adlî para cezası verilmesi öngörülmüşken, bu ceza 26/06/2012 tarihli ve 6335(4) sayılı Kanun ile idarî para cezasına dönüştürülmüştür. Dolayısıyla, anılan yükümlülüğü yerine getirmeyenlere, yani, işletmeyle ilgili olarak gönderilmiş bulunan her türlü belgenin, fotokopi, karbonlu kopya, mikrofiş, bilgisayar kaydı veya benzer şekildeki bir kopyasını, yazılı, görsel veya elektronik ortamda sağlamayanlara(5) 4.000 TL idarî para cezası verilecektir (YTTK, m.562/f.1-b).

YTTK’nın 64. maddesi hükmü yanında, 82. maddesinde tacirler tarafından saklanması zorunlu olan belgeler sayılmıştır. Anılan maddenin birinci fıkrasına göre, her tacir;

a) Envanterlerini, açılış bilânçolarını, ara bilânçolarını, finansal tablolarını, yıllık faaliyet raporlarını, topluluk finansal tablolarını ve yıllık faaliyet raporlarını ve bu belgelerin anlaşılabilirliğini kolaylaştıracak çalışma talimatları ile diğer organizasyon belgelerini;

b) Alınan ticarî mektupları;

c) Gönderilen ticarî mektupların suretlerini;

d) Ticarî defterlere yapılan kayıtların dayandığı belgeleri,

sınıflandırılmış bir şekilde saklamakla yükümlüdür. Ticarî mektuplardan kasıt, bir ticarî işe ilişkin tüm yazışmalardır (YTTK, m.82/f.2). ETTK’da olduğu gibi, YTTK’ya göre de defter ve belgeleri saklama süresi on yıldır(YTTK, m.82/f.5).

3. ÖZET VE SONUÇ

6762 sayılı eski Türk Ticaret Kanunu’nda ticari işletmeyle ilgili olan belgelerin saklanması zorunlu tutulmuş, bu belgelerin gereği gibi saklanmamasından doğan hukuki sorumluluk, gerçek kişilerde doğrudan doğruya işletme sahibine, tüzel kişilerde ise yönetim organının üyelerine yüklenmiştir. Ancak, ETTK, bu konuda sadece hukukî sorumluluk öngörmüş, belgelerin saklanmaması hali için herhangi bir cezaî sorumluluk getirmemiştir.

6102 sayılı yeni Türk Ticaret Kanunu’nda da, her tacir, işletmesiyle ilgili olarak gönderilmiş bulunan her türlü belgenin, fotokopi, karbonlu kopya, mikrofiş, bilgisayar kaydı veya benzer şekildeki bir kopyasını, yazılı, görsel veya elektronik ortamda saklamakla yükümlü tutulmuştur. Buna karşılık, YTTK’da, ETTK’dan farklı olarak, bu yükümlülüğe uymayanlara ceza verilmesi öngörülmüştür.  Dolayısıyla, işletmeyle ilgili olarak gönderilmiş bulunan her türlü belgenin, fotokopi, karbonlu kopya, mikrofiş, bilgisayar kaydı veya benzer şekildeki bir kopyasının, yazılı, görsel veya elektronik ortamda sağlanmaması durumunda, ilgililere 4.000 TL idarî para cezası verilecektir. Bu nedenle, gerçek ve tüzel kişi bütün tacirlerin ticarî belgelerin saklanması hususuna önem vermeleri ve bu konudaki kanunî yükümlülüklerini yerine getirmeleri menfaatlerine olacaktır.

________________________________________________________

(*) Bu çalışmada belirtilen görüşler yazarına ait olup, çalıştığı Kurumunu bağlamaz.

(1) Çalışmamızda, karışıklığa sebebiyet vermemek için, 29/6/1956 tarihli ve 6762 sayılı Kanun için Eski Türk Ticaret Kanunu manasında ETTK, 13 Ocak 2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu için de Yeni Türk Ticaret Kanunu manasında YTTK kısaltmaları kullanılmıştır.

(2)       12.04.2011 tarih ve 27903 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

(3) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 52. maddesinin birinci fıkrasında adlî para cezasının “beş günden az ve kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde yediyüzotuz günden fazla olmamak üzere belirlenen tam gün sayısının, bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ile çarpılması suretiyle hesaplanan meblağın hükümlü tarafından Devlet Hazinesine ödenmesi”nden ibaret olduğu belirtilmiştir. TCK’nın bahsigeçen 52. maddesinin ikinci fıkrasında ise bir gün karşılığı adlî para cezasının miktarının en az yirmi, en fazla yüz Türk Lirası olması hükme bağlanmış ve miktarın -bu alt ve üst sınırlar arasında- kişinin ekonomik ve diğer şahsi halleri göz önünde bulundurularak takdir edileceği ifade edilmiştir. Bu hükümler çerçevesinde, YTTK’nın 64. maddesinin ikinci fıkrasının ilk hali uyarınca belgelerin kopyasını sağlamayanlara, 4.000 (200×20=4.000) TL’den 73.000 (730×100=73.000) TL’ye kadar adlî para cezası verilecekti.

(4) 26/06/2012 tarihli ve 6335 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun 30 Haziran 2012 tarihli ve 28339 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

(5) YTTK’nın 562. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde “64 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca belgelerin kopyasını sağlamayanlar” denilmektedir. Kanunun 64. maddesinin ikinci fıkrası dikkate alındığında, anılan bentte yer alan “sağlamayanlar” ifadesinin “saklamayanlar” olması gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır. Bu yönüyle, YTTK’nın 562. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendindeki “sağlamayanlar” ifadesinin sehven yazıldığı düşünülmektedir.

Soner ALTAŞ Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Başmüfettişi

Yıllara Göre Asgari Ücret Listesi

YILLARA GÖRE

ASGARİ ÜCRET LİSTESİ

A — 16 YAŞINDAN BÜYÜKLER İÇİN  (BRÜT):

YIL

GÜNLÜK TUTAR TL

AYLIK TUTAR TL

YÜRÜRLÜK

RESMİ GAZETE TARİH / SAYI

1980

180.-

5.400.-

01.05.79

30.04.79 / 16624

1981

333, 33.-

10.000.-

01.05.81

16.04.81 / 17312

1982

333, 33.-

10.000.-

1983

540.-

16.200.-

01.01.83

24.12.82 / 17908

1984

817, 50.-

24.525.-

01.04.84

31.03.84 / 18358

1985

1.380.-

41.400.-

01.01.85

25.09.85 / 18879

1986

1.380.-

41.400.-

1987

2.475.-

74.250.-

01.07.87

27.06.87 / 19500

1988

4.200.-

126.000.-

01.07.88

30.06.88 / 19858

1989

4.200.-

126.000.-

1989

7.500.-

225.000.-

01.08.89

27.07.89 / 20234

1990

13.800.-

414.000.-

01.08.90

27.07.90 / 20587

1991

26.700.-

801.000.-

01.08.91

30.07.91 / 20945

1992

48.300.-

1.449.000.-

01.08.92

28.07.92 / 21298

1993

83.250.-

2.497.500.-

01.08.93

30.07.93 / 21653

1994

139.125.-

4.173.750.-

01.09.94

10.08.94 / 22017

1995

282.000.-

8.460.000.-

01.09.95

11.08.95/22371

1996

567.000.-

17.010.000.-

01.08.96

31.07.96/22713 Mük.

1997

1.181.250.-

35.437.500.-

01.08.97

31.07.97/23066

1998

1.594.650.-

47.839.500.-

01.08.98

31.07.97/23066

1999

2.602.500.-

78.075.000.-

01.01.99

31.12.98/23570 Mük.

1999

3.120.000.-

93.600.000.-

01.07.1999

31.12.98/23570 Mük.

2000

3.660.000.

109.800.000.-

01.01.2000

31.12.99/23923

2000

3.960.000.-

118.800.000.-

01.07.2000

31.12.99/23923

2001

4.665.000.-

139.950.000.-

01.01.2001

22.12.2000/24268

2001

4.898.250

146.947.500.-

01.07.2001

22.12.2000/24268

2001

5.598.000.-

167.940.000.-

01.08.2001

26.07.2001/24478

2002

7.400.025.-

222.000.750.-

01.01.2002

29.12.2001/24625

2002

8.362.500.-

250.875.000.-

01.07.2002

28.6.2002/24799

2003

10.200.000.-

306.000.000.-

1.1.03-31.12.03

31.12.2002/24980

2004

14.100.000.-

423.000.000.-

1.1.04-30.06.04

31.12.2003/25333

2004

14.805.000.-

444.150.000.-

1.7.04-31.12.04

26.6.2004/25504

2005

16,29

488,70

1.1.05 – 31.12.05

30.12.04/25686

2007

18,75

562,50

1.1.07 – 30.06.07

28.12.06/26390

2007

19,50

585,00

1.7.07.-31.12.07

28.12.06/26390

2008

20,28

608,40

1.1.08-30.06.08

29.12.07/26741

2008

21,29

638,701

1.7.08-31.12.08

29.12.07/26741

2009

22,20

666,00

1.1.09-30.06.2009

30.12.08-27096

2009

23,10

693,00

1.7.09-31.12.2009

30.12.08/27096

2010

24,30

729,00

1.1.2010-30.06.2010

31.12.09/27449

2010

25,35

760.50

1.7.2010-31.12.2010

31.12.09/27449

2011

26,55

796,50

1.1.11-30.6.11

31.12.10/27802

2011

27,90

837,00

1.7.11-31.12.11

31.12.10/27802

2012

29,55

886,50

1.1.12-30.06.12

30.12.11/28158

2012

31,35

940,50

1.7.12-31.12.12

30.12.11/28158

2013

32.62

978,60

1.1.13- 30.6.13

29.12.12./28512

2013

34.05

1.021.50

1.7.13 – 31.12.13

29.12.12./28512

Read more

Bağımsız Denetime Tabi Olacak Şirketlerin Belirlenmesine Dair Karar

Karar Sayısı : 2012/4213

(23.01.2013 tarih ve 28537 sayılı R.G de yayımlanmıştır.)

  Ekli “Bağımsız Denetime Tabi Olacak Şirketlerin Belirlenmesine Dair Karar”ın yürürlüğe konulması; Maliye Bakanlığının 29.11.2012 tarihli ve 1786 sayılı yazısı üzerine, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 397 nci maddesine göre, Bakanlar Kurulu’nca 19.12.2012 tarihinde kararlaştırılmıştır.

BAĞIMSIZ DENETİME TABİ OLACAK ŞİRKETLERİN BELİRLENMESİNE

DAİR KARAR

Amaç ve kapsam

MADDE 1- (1) Bu Kararın amacı, 13.1.2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 398 inci maddesi kapsamında denetime tabi olacak şirketlere ilişkin usul ve esasları belirlemektir.

Tanımlar

MADDE 2- (1) Bu Kararda geçen;

a) Kurum: Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunu,

b) Şirket: 6102 sayılı Kanunda düzenlenen sermaye şirketlerini,

c) TMS: Türkiye Muhasebe Standartlarım,

ifade eder.

(2) Bu Kararda tanımı bulunmayan terimler TMS’deki anlamlarıyla kullanılmıştır.

Bağımsız denetime tabi olacak şirketler

MADDE 3- (1) Tek başına veya bağlı ortaklıkları ve iştirakleriyle birlikte aşağıdaki üç ölçütten en az ikisini sağlayan şirketler ile ekli (I) sayılı liste kapsamında yer alan şirketler, 6102 sayılı Kanun ile 26.9.2011 tarihli ve 660 sayılı Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümleri çerçevesinde bağımsız denetime tabidir:

a) Aktif toplamı yüz eli milyon ve üstü Türk Lirası.

b) Yıllık net satış hasılatı iki yüz milyon ve üstü Türk Lirası.

c) Çalışan sayısı beş yüz ve üstü. Read more

Tevkifat Kapsamındaki İşlemlerde Mal İadeleri veya Matrah Değişiklikleri Durumunda Düzeltme İşlemi

I.GİRİŞ

Katma Değer Vergisinde düzeltme işlemleri esas itibariyle kanunun 35 inci maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre iade olunan malların fiilen işletmeye girmiş olması ve bu girişin defter kayıtları ile beyannamede gösterilmesi şartıyla malların iade edilmesi, işlemin gerçekleşmemesi, işlemden vazgeçilmesi veya sair sebeplerle matrahta değişiklik vuku bulduğu hallerde, vergiye tabi işlemleri yapmış olan mükellef bunlar için borçlandığı vergiyi bu işlemlere muhatap olan mükellef ise indirime hakkı bulunan vergiyi değişikliğin mahiyetine uygun şekilde ve değişikliğin vuku bulduğu vergilendirme dönemi içinde düzelteceklerdir.

Mal teslimi veya hizmet ifası nedeniyle KDV tevkifatı yapılan işlemlerde sonradan ortaya çıkan mal iadeleri veya matrah değişiklikleri ile ilgili düzeltme işlemleri nispeten özellik göstermektedir. Bu çalışmamızda tevkifat uygulamasına ilişkin usul ve esasların topluca düzenlendiği 117 seri nolu KDV genel tebliğinde düzenlenen tevkifat kapsamındaki işlemlere kısaca değinilerek mal iadeleri veya matrah değişiklikleri nedeniyle düzeltme işlemleri açıklanmaya çalışılmıştır.

II. TEVKİFAT KAPSAMINDAKİ İŞLEMLER

Katma Değer Vergisinde sorumluluk uygulaması, teslim veya hizmet bedeli üzerinden hesaplanan verginin, teslim veya hizmeti yapanlar tarafından değil, bu işlemlere muhatap olanlar tarafından kısmen veya tamamen vergi sorumlusu sıfatıyla beyan edilip ödenmesidir. Burada belirtilen işlemlere taraf olanlar kendine mal teslim edilen veya hizmet ifa edilen kişi ve kurumlardır. Bunlar verginin tam olarak kesilip ödenmesinden ve bununla ilgili diğer ödevleri yerine getirmekten mükellef gibi sorumludurlar.

Sorumluluk uygulaması tam ve kısmi olarak ikiye ayrılmıştır. Tam sorumluluk işlem bedeli üzerinden hesaplanan KDV’nin tamamının işleme muhatap olan alıcılar tarafından beyan edilip ödenmesi iken kısmi sorumluluk, hesaplanan verginin tamamının değil, Maliye Bakanlığınca belirlenen kısmının işleme muhatap olan alıcılar tarafından, diğer kısmının ise işlemi yapan tarafından beyan edilip ödenmesidir. 117 Seri Nolu KDV Genel Tebliğinde tam sorumluluk kapsamındaki işlemler aşağıdaki şekilde sayılmıştır.

a) İkametgâhı, İşyeri, Kanuni Merkezi ve İş Merkezi Türkiye’de Bulunmayanlar Tarafından Yapılan İşlemler,

b) Serbest Meslek Faaliyeti Çerçevesinde Yapılan Teslim ve Hizmetler,

c) Kiralama İşlemleri,

d) Reklam Verme İşlemleri,

Tam tevkifat kapsamındaki işlemler yukarıda sayılanlarla sınırlı olup kısmi tevkifat kapsamındaki işlemler ise bunlardan oldukça fazladır. 117 nolu tebliğde kısmi tevkifat uygulaması kapsamında KDV tevkifatı yapmak üzere sorumlu tutulabilecekler iki gruba ayrılmış olup bunlardan birincisi, “gerçek usulde KDV mükellefleri”, diğeri ise “belirlenmiş alıcılardır”. Belirlenmiş alıcıların gerçek usulde KDV mükellefiyetinin bulunup bulunmaması önemli değildir. Bunlar;

• 5018 sayılı Kanuna ekli cetvellerde yer alan idare, kurum ve kuruluşlar, il özel idareleri ve bunların teşkil ettikleri birlikler, belediyelerin teşkil ettikleri birlikler ile köylere hizmet götürme birlikleri,

• Yukarıda sayılanlar dışındaki, kanunla kurulan kamu kurum ve kuruluşları,

• Döner sermayeli kuruluşlar,

• Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları,

• Kanunla kurulan veya tüzel kişiliği haiz emekli ve yardım sandıkları,

• Bankalar,

• Kamu iktisadi teşebbüsleri (Kamu İktisadi Kuruluşları, İktisadi Devlet Teşekkülleri),

• Özelleştirme kapsamındaki kuruluşlar,

• Organize sanayi bölgeleri ile menkul kıymetler, vadeli işlemler borsaları dahil bütün borsalar,

• Yarıdan fazla hissesi doğrudan yukarıda sayılan idare, kurum ve kuruluşlara ait olan (tek başına ya da birlikte) kurum, kuruluş ve işletmeler,

• Payları İstanbul Menkul Kıymetler Borsasında işlem gören şirketlerdir.

Yukarıda sayılan belirlenmiş alıcıların birbirlerine karşı yaptıkları teslim ve hizmetlerde KDV tevkifatı uygulanması söz konusu değildir. Kısmi tevkifat kapsamındaki teslim ve hizmetler ile tevkifatı yapacaklar ve tevkifat oranları aşağıda tabloda verilmiştir.

Kısmi Tevkifat Uygulanacak Hizmetler Tevkifat
Yapacaklar Oran.

1- Yapım İşleri İle Bu İşlerle Birlikte İfa
Edilen Müh., Mim. ve Etüt-Proje Belirlenmiş
Hizmetleri Alıcılar 20%

2- Etüt, Plan-Proje, Danışmanlık, Denetim Belirlenmiş
Ve Benzeri Hizmetler Alıcılar 90%

3- Makine, Teçhizat, Demirbaş Ve Taşıtlara Belirlenmiş
Ait Tadil, Bakım Ve Onarım Hizmetleri Alıcılar 50%

4- Yemek Servis Ve Organizasyon Belirlenmiş
Hizmetleri Alıcılar 50%

5- İşgücü Temin Hizmetleri Tüm Mükellefler 90%

6- Yapı Denetim Hizmetleri Tüm Mükellefler 90%

7- Fason Ol. Yap. Teks., Konf. İş., Çanta ve
Ayakkabı Dikim İş. ve Bu İşlere Ar. Hiz. Tüm Mükellefler 50%

8- Turistik Mağazalara Verilen Müşteri KDV
Bulma / Götürme Hizmetleri Mükellefleri 90%

9- Spor Kulüplerinin Yayın, Reklam Ve İsim
Hakkı Gelirlerine Konu İşlemler Tüm Mükellefler 90%

10-Temizlik, Çevre Ve Bahçe Bakım Tüm
Hizmetleri Mükellefler 70%

11-Servis Taşımacılığı Hizmeti Tüm Mükellefler 50%

12-Her Türlü Baskı Ve Basım Hizmetleri Belirlenmiş
Alıcılar 50%

13-Yukarıda Belirlenen Dışındaki 5018 S. İdare
Hizmetler ve Kur. 50%

Kısmi Tevkifat Uygulanacak Teslimler

1-Külçe Metal Teslimleri Tüm Mükellefler 70%

2- Bakır, Çinko Ve Alüminyum Ürünlerinin
Teslimi Tüm Mükellefler 70%

3- Hurda Ve Atık Teslimi Tüm Mükellefler 90%

4- Metal, Plastik, Lastik, Kauçuk, Kağıt
ve Cam Hurda ve Atık. Elde Edilen Tüm
Ham. Teslimi Mükellefler 90%

5- Pamuk, Tiftik, Yün Ve Yapağı İle Ham
Post Ve Deri Teslimleri Tüm Mükellefler 90%

6- Ağaç Ve Orman Ürünleri Teslimi Tüm Mükellefler 90%

Yukarıda sayılan işlemleri yapan alıcılar, işlem bedeli üzerinden her bir işlem için belirlenen oranda vergi kesinti yapıp beyan edeceklerdir. Fakat kısmi tevkifat kapsamındaki işlemlerde bedeli (2012 yılı için) 1.000,00 TL’nin altında kalan işlemler için tevkifat uygulaması söz konusu olmayacaktır. Sınırın aşılması halinde ise tutarın tamamı üzerinden tevkifat yapılacaktır.

III. TEVKİFAT KAPSAMINDAKİ İŞLEMLERDE DÜZELTME

Kısmi tevkifat kapsamında mal teslimi veya hizmet ifası şeklinde gerçekleşen işlemlerde sonradan ortaya çıkan düzeltme ihtiyacı genelde iki sebepten kaynaklanmaktadır. Birincisi daha önce teslim edilen malların kısmen veya tamamen iade edilmesi, hizmetin bir kısmının tamamlanmaması, malların veya hizmetin sözleşmede belirtilen şartlara uymaması ve benzeri sebeplerle işlem bedelinde sonradan meydana gelen değişmeden kaynaklanan düzeltme ihtiyacı, diğeri ise fiyat farkı, kur farkı ve benzeri nedenlerle işlem bedelinde meydana gelen değişiklikten kaynaklanan düzeltme ihtiyacıdır.

III.1 Mal İadeleri Nedeniyle Düzeltme İşlemleri:

Gerek KDV Kanununa göre vergi indiriminin yapılabilmesi için KDV’nin fatura ve benzeri belgelerde gösterilme zorunluluğu, gerekse muhasebe işlemlerinin mutlaka bir belgeye bağlanması gerekliliği, satış iadelerinin de bir belge ile tevsikini zaruri kılmaktadır. Bu hususta Vergi Usul Kanununda düzenlenmiş özel bir belge olmadığına göre fatura ve fatura yerine geçen belgelerin bu amaçla kullanılması yerinde olacaktır. Bu durumda iade için düzenlenen faturaya iade faturası olduğu ve alış faturasına atıfta bulunulması gerekmektedir. Nihai tüketicilere yapılan satışlarda iade işlemi için ise gider pusulası düzenlenmesi gerekmektedir.

Sorumluluk kapsamındaki işlemlerde sonradan ortaya çıkan değişiklikler nedeniyle düzeltme işlemlerinin ne şekilde yapılacağı daha önce 58 seri nolu KDV genel tebliğinde ve son olarak tevkifat uygulamasına ilişkin usul ve esasların topluca düzenlendiği 117 seri nolu KDV genel tebliğinde açıklanmıştır. Her iki tebliğde de açıkça belirtildiği üzere tevkifata tabi malların iade edilmesi halinde düzeltme işlemi tevkifata tabi tutulmayan kısım üzerinden yapılacak olup, tevkifata tabi tutularak sorumlu sıfatıyla beyan edilen ve indirim konusu yapılan tutar için herhangi bir düzeltme yapılmayacaktır. Öte yandan mal iadelerinin yanı sıra hizmetin bir kısmının tamamlanmaması, malların veya hizmetin sözleşmede belirtilen evsafa uymaması ve benzeri sebeplerle işlem bedelinde sonradan bir değişiklik meydana gelmesi halinde de düzeltme işlemleri benzer usulde yapılacaktır.

Örneğin; (X) şirketi %90 tevkifat kapsamında (Y) şirketine, 100.000,00 TL tutarında tomruk satmış olsun. Satış işlemine ilişkin muhasebe kaydı aşağıdaki şekilde olacaktır (ağaç ve orman ürünlerinde tevkifat oranı %90)

(X) Şirketinin satış kaydı:

120 Alıcılar 101.800

600 Yurt İçi Satışlar 100.000

391 Hesaplanan KDV 1.800*

* 18.000 TL KDV’nin %10’u

(Y) Şirketinin alış kaydı:

153 Ticari Mallar 100.000

191 İndirilecek KDV 18.000

320 Satıcılar 101.800

360 Öd. Vergi ve F. 16.200*

* 18.000 TL KDV’nin %90’ı

(Y) şirketi teslim aldığı ürünlerin 40.000 TL’lik kısmını ertesi ay iade etmiştir. Bu durumda düzenlenen iade faturasında bedel 40.000 TL, KDV ise [(40.000 x %18) x %10=) 720 TL olacak, tevkifata tabi tutulan kısım için herhangi bir düzeltme yapılmayacaktır. Düzeltme işlemlerine ilişkin muhasebe kayıtları ise aşağıdaki şekilde yapılacaktır.

(X) Şirketi düzeltme kaydı

610 Satıştan iade 40.000

191 İnd. KDV 720

120 Alıcılar 40.720

(Y) Şirketinin düzeltme kaydı

320 Satıcılar 40.720

153 T. Mallar 40.000

391 H. KDV 720

Tevkifata tabi malların iade edilmesi işleminde tekrar tevkifat uygulanması söz konusu değildir. Ayrıca iade işlemi düzeltici nitelikte bir işlem olduğundan, iade faturasında yer alan bedel ve KDV daha önceki satış faturası esas alınarak düzenlenecektir. Dolayısıyla malın satıldığı dönem ile iade edildiği dönem arasında KDV oranında bir değişiklik olması durumu değiştirmeyecektir.

Şayet, tevkifata tabi satışa ilişkin KDV Beyannamesinin verilmesinden önce malın kısmen veya tamamen iadesi söz konusu olursa, iade faturası kesmek yerine satıcı, fatura orijinalini alıcıdan geri alarak iptal edebilir ve bu iptali fatura kesiminde yaptığı yevmiye maddesinin tersini yaparak veya satış ve iade ile ilgili hiçbir kayıt yapmayarak işlemi iptal edebilir. Mal kısmen iade edilmişse, iade edilmeyen mal kısmı için yeniden fatura düzenleyebilir.(1)

III.2 Matrah Değişiklikleri Nedeniyle Düzeltme İşlemleri:

KDV kanunun 24 üncü maddesinin (c) fıkrasında vade farkı, fiyat farkı, faiz, prim gibi çeşitli adlar altında sağlanan her türlü menfaatin katma değer vergisi matrahına dahil olacağı hüküm altına alınmıştır. Dolayısıyla herhangi bir mal teslimi veya hizmet ifasıyla ilgili olarak daha sonra ortaya çıkan değer artışları için ayrı bir fatura düzenlenerek asıl teslim veya hizmetin tabi olduğu oranda KDV hesaplanması gerekmektedir. Diğer taraftan asıl işlem KDV tevkifatına tabi bir işlem ise söz konusu işlemle ilgili sonradan ortaya çıkan vade farkı, fiyat farkı, kur farkı ve benzeri nedenlerle oluşan değer artışları üzerinden hesaplanan KDV’den de asıl işleminin tabi olduğu oranda tevkifat uygulanması gerekmektedir.

Fakat bu şekilde işlem yapılabilmesi için asıl işleme ait KDV dahil bedelin tevkifat alt sınırını (1.000 TL’yi) geçmiş ve tevkifata tabi tutulmuş olması gerekmektedir. Bu durumda fiyat farkı veya kur farkından doğan değer artışının alt sınırı geçip geçmediğine bakılmaksızın tevkifat uygulanacaktır.

Yukarıdaki örnekte (X) şirketi tarafından söz konusu satışlara %10 fiyat farkı uygulandığını kabul edelim. Bu durumda (X) şirketi tarafından fiyat farkı faturası düzenlenecek olup faturada asıl işlemin tabi olduğu KDV oranı üzerinden vergi hesaplanacak ve asıl işlemin tabi olduğu oranda KDV tevkifatı yapılacaktır. Diğer bir deyişle söz konusu faturada bedel 10.000 TL, hesaplanan KDV 1.800 TL, tevkif edilen KDV (%90) 1.620 TL, ödenecek tutar ise 10.180 TL olarak yer alacaktır. Tarafların muhasebe kaydı ise aşağıdaki şekilde olacaktır.

(X) Şirketinin kaydı

120 Alıcılar 10.180

600 Yurtiçi Satışlar 10.000

391 Hes. KDV 180

(Y) Şirketin kaydı

153 Ticari Mallar* 10.000

191 İnd. KDV 1.800

320 Satıcılar 10.180

360 Öd. Ver. Fon 1.620

*Eğer mallar satılmışsa “780 Finansman Giderleri” hesabı kullanılır

Teslim veya hizmet bedelindeki değişiklik her zaman satıcı lehine gerçekleşmez, bazı durumlarda alıcının lehine olacak şekilde matrahta azalma meydana gelebilir. Örneğin yukarıdaki örnekte fatura düzenlenip kaydedildikten sonra satış bedelinin 100.000 değil de 90.000 TL olması gerektiği konusunda tarafların anlaştığı kabul edelim. Bu durumda fiyat farkı faturası alıcı tarafından düzenlenecek ve faturada sadece tevkifata tabi tutulmayan KDV yüzdesine göre bulunacak KDV tutarı (yani hesaplanan KDV’nin %10’u) yer alacaktır. Diğer bir deyişle fatura bedeli 10.000 TL, KDV tutarı ise 180 TL olacaktır, tevkifata tabi tutulan KDV için herhangi bir düzeltme yapılmayacaktır. Tarafların muhasebe kayıtları ise ağıdaki gibidir.

(X) Şirketin kaydı: (Y) Şirketin kaydı:

611 Satış iskontoları* 10.000

191 İnd. KDV 180

120 Alıcılar 10.180

(Y) Şirketin kaydı:

320 Satıcılar 10.180

153 T. Mallar** 10.000

391 Hes. KDV 180

* Söz konusu tutar satıcı açısından alıcıya yapılmış iskonto niteliğindedir.

**Söz konusu mallar satılmamışsa bu hesaba, satılmışsa 60’lı hesaplara alacak kaydı yapılır.

Yukarıda verilen örnekler satıcı veya alıcı lehine oluşacak kur farkları içinde aynen geçerlidir. Diğer bir deyişle satıcı lehine oluşan kur farkları için fatura satıcı tarafından düzenlenecek ve faturada asıl işlemin tabi olduğu oranda KDV hesaplanarak, asıl işlem için geçerli oranda tevkifat yapılacaktır. Buna karşın alıcı lehine oluşacak kur farkları için fatura alıcı tarafından kesilecek ve faturada asıl işlemin tabi olduğu oranda fakat tevkifata tabi tutulmayan KDV yüzdesine göre bulunacak KDV hesaplanacaktır.

Vade farkı uygulaması ise genelde satıcılar için söz konusu olup bu uygulamada da benzer şekilde düzeltme yapılması gerekmektedir. Buna göre satıcı lehine sonradan oluşan vade farkları için asıl işlem bedelinin tabi olduğu oran üzerinden KDV hesaplanacak ve asıl işlem KDV kesintisine tabi ise vade farkı KDV’si de aynı oranda KDV kesintisine tabi tutulacaktır.

IV. SONUÇ

Mal teslimi veya hizmet ifası nedeniyle faturanın düzenlenmesinden sonra, teslim edilen malların iade edilmesi, hizmetin sözleşmede öngörülen şartlara uygun olmaması, vade farkı, kur farkı, fiyat farkı gibi nedenlerle işlem bedelinde sonradan bir değişiklik meydana gelmesi halinde alıcı ve satıcıların buna uygun düzeltme işlemlerini yapmaları gerekmektedir. Satış iadesi durumunda alıcı tarafından bir iade faturası düzenlenerek faturada, iade edilen malın bedeli üzerinden asıl işlem tarihindeki oran esas alınarak KDV hesaplanacaktır. Böylece iade faturasında gösterilen KDV satıcılar tarafından indirilecek KDV, alıcılar tarafından ise hesaplanan KDV olarak beyan edilerek gerekli düzeltme yapılmış olacaktır. Diğer bir deyişle satıcılar daha önce hesapladıkları KDV’yi bu defa indirilecek KDV, alıcılar ise indirim konusu yaptıkları KDV’yi hesaplanan KDV olarak dikkate alacaklardır. Fakat asıl işlem KDV tevkifatına tabi bir işlem ise düzeltme işlemi tevkifata tabi tutulmayan kısım üzerinden yapılacak olup, tevkifata tabi tutularak sorumlu sıfatıyla beyan edilen ve indirim konusu yapılan tutar için herhangi bir düzeltme yapılmayacaktır.

Benzer şekilde asıl işlem bedelinde sonradan ortaya çıkan vade farkı, kur farkı, fiyat farkı gibi nedenlerle değişiklik olduğunda, matrahtaki bu değişiklik hangi tarafın lehine ise fark faturası bu kişi tarafından düzenlenecektir. Örneğin satıcı lehine bir fark doğmuşsa (mesela kur artışı olmuşsa) fatura satıcı tarafından düzenlenerek söz konusu fark üzerinden, asıl teslim ve hizmetin işlem tarihi itibarı ile tabi olduğu KDV oranına göre KDV hesaplanacaktır. Öte yandan asıl işlem KDV tevkifatına tabi ise bahsi geçen teslim veya hizmetin tabi olduğu kesinti oranına göre KDV tevkifatı yapılacaktır. Eğer fark alıcı lehine oluşmuşsa (örneğin kurlarda bir düşme olmuşsa) fark faturası alıcı tarafından düzenlenecek, fakat bu durumda faturada tevkifat gösterilmeyecek, KDV tutarı ise tevkifata tabi tutulmayan KDV yüzdesine göre hesaplanacaktır (örneğin %90 tevkifata tabi mal alışlarında ödeme gününde kur düşüklüğü nedeniyle 10.000 TL bedelde eksilme meydana gelmişse, alıcı tarafından düzenlenen faturada KDV tutarı [(10.000 X %18) x %10 =] 180 TL olarak gösterilecektir).

V. YARARLANILAN KAYNAKLAR

• 3065 Sayılı KDV Kanunu,

• 58, 105, 117 Seri Nolu KDV Genel Tebliğleri,

• Mehmet MAÇ, “KDV Tevkifatına Tabi Mal Veya Hizmetlerle İlgili Kur Farkları, Fiyat Farkları, Vade Farkları İçin Ve Bu Malların İadesi Durumunda Fatura Düzenleme Şekli”, Yaklaşım, Ekim 2010, Sayı 214

• Sezai MANDAL, “Mal İadelerinde KDV Uygulaması”, e-yaklaşım, Mart 2005, Sayı 20

Murat YAPMIŞ
Vergi Müfettişi

VUK Tebliğe İlişkin Hükümler ve Mernis Adresinin Bilinen Adres Kavramındaki Yeri

Özet: “Vergi, resim, harç benzeri mali yükümler ile bunlara bağlı cezaların tebliğinin 213 sayılı Yasanın Tebliğe ilişkin hükümlerine göre gerçekleştirilmesi gerektiği, mernis adresine tebliğin, Tebligat Kanunu hükümlerinin vergilendirmeye uygulandığı şeklinde anlaşılmaması gerektiği, mernis adresinin Vergi Usul Kanununda belirtilen bilinen adresler olarak kabulünün gerektiği”
Giriş:

Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler ile buna bağlı cezaların tarh, tebliğ ve tahakkuku ile vergilendirmeye ilişkin diğer hazırlayıcı işlemlere ilişkin hükümler ayrı bir usul kanunu olan 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nda(1) düzenlenmiştir. Vergilendirmeye ilişkin usul hukuku hükümlerinin ayrı bir usul kanununa tabi tutulması vergi hukukunun kendine özgü nitelik taşıması ve Yasa koyucunun iradesinin bu yönde oluşması ile ilgilidir. Vergilendirmeye ilişkin hangi tebligat hükümlerinin uygulanacağının tespitinden önce 213 sayılı Yasanın çerçevesinin belirtilmesi gerekmektedir. Yasanın 1. maddesinde 2. maddede yazılan gümrük vergileri dışında genel bütçeye, il özel idarelerine ve belediyelerine ait vergi resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler ile bunlara bağlı cezaların bu Yasa hükümlerine tabi olduğu belirtilmiştir. Vergi Usul Kanunu kapsamına giren vergilerin yargılama aşamasındaki usul hariç olmak üzere Tebliğine ilişkin bu Yasa’da yer verilen hükümler uygulanır.

I-Tebliğin Tahakkuk İçin Taşıdığı Değer,

Yasanın “Tebliğ” başlıklı 21. maddesinde; Tebliğ, vergilendirmeyi ilgilendiren ve hüküm ifade eden hususların yetkili makamlar tarafından mükellefe veya ceza sorumlusuna yazı ile bildirilmesi olarak tanımlanmış, Kanun’un “Tahakkuk” başlıklı 22. maddesi, “Verginin tahakkuku, tarh ve tebliğ edilen bir verginin ödenmesi gereken safhaya gelmesidir.” hükmü ile de tahakkuk kavramı tanımlanarak verginin tahakkuk etmesi için tarh aşamasından sonraki aşama olan tebliğ sürecinin tamamlanması gerektiği vurgulanmıştır.

Verginin tahakkuku vergi idaresi açısından verginin mükelleften istenebilmesini ifade eden bir kavram olup, tahakkuk mükellefe artık vergi borçlusu diyebilmenin vazgeçilmez koşuludur.

II- 213 sayılı Yasada Tebliğin Kapsamına
Giren Vergilendirme İşlemleri,

213 sayılı Yasa’nın “Tebliğ Esasları” başlıklı 93. maddesinde; “Tahakkuk fişinden gayri, vergilendirme ile ilgili olup, hüküm ifade eden bilumum vesikalar ve yazılar adresleri bilinen gerçek ve tüzel kişilere posta vasıtasiyle ilmühaberli taahhütlü olarak, adresleri bilinmiyenlere ilan yolu ile tebliğ edilir. Şu kadar ki, ilgilinin kabul etmesi şartiyle, tebliğin daire veya komisyonda yapılması caizdir.” hükmü ile Yasanın 25. maddesinde tahakkuk fişi yerine ihbarname ile tebliğ yapılabileceği hükmünü birlikte düşündüğümüzde, tahakkuk fişinin tebliğinin ihtiyari olduğu, bunun dışında vergilendirmeye ilişkin tüm işlemlerin bu Yasanın tebliğe ilişkin hükümleri uyarınca tebliğinin zorunlu olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır.

III- Tebliğ Yapılacak Kimseler,

Yasanın 94. maddesinde; “Tebliğ mükelleflere, bunların kanuni temsilcilerine, umumi vekillerine veya vergi cezası kesilenlere yapılır.

Tüzel kişilere yapılacak tebliğ, bunların başkan, müdür veya kanuni temsilcilerine, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmıyan teşekküllerde bunları idare edenlere veya temsilcilerine yapılır. Tüzel kişilerin mütaaddit müdür veya temsilcisi varsa tebliğin bunlardan birine yapılması kafidir.

Tebliğ, kendisine tebligat yapılacak kimsenin bulunmaması halinde ikametgah adresinde bulunanlardan veya işyerlerinde memur ya da müsdahdemlerinden birine yapılır. (Muhatap yerine bu şekilde kendisine tebliğ yapılacak kimsenin görüşüne nazaran 18 yaşından aşağı olmaması ve bariz bir surette ehliyetsiz bulunmaması gerekir.)” hükmü ile tebliğ yapılacak olanlar belirtilmiştir.

Maddede, kendisine tebliğ yapılacak kişi kavramına bakıldığında, mükellef ile kanuni temsilci veya umumi vekiller arasında bir ayırım ve sıralama yapılmadığı görülmektedir. Bu çıkarımdan, tüzel kişi olan mükellefe yapılacak tebliğlerde işyeri adresinin kapalı olması halinde kanuni temsilcinin ikametgah adresinde kanuni temsilci dışında birlikte oturanlara yapılacak tebliğ yönüyle ayrıksı ve hukuka aykırı yön bulunmadığı sonucu çıkmaktadır.

Belirtilmesi gereken diğer bir durum ise kendisine tebligat yapılacak kişinin 7201 sayılı Yasadan(2) farklı olarak “görünüşüne nazaran 18 yaşından ayrı olmaması” ve “bariz bir surette ehliyetsiz bulunmaması” kavramlarıdır. Görüşüne göre 18 yaşından ayrı olmaması kavramını objektif kriterlerle tanımlayacak bir yöntem olmadığı gibi, vergilendirme işlemine karşı açılan bir davada 213 sayılı Yasanın mükerrer 378. maddesinde belirtilen şahıslar dışındaki bir kimsenin duruşmaya katılması ve dinlenmesi mümkün bulunmadığından, 18 yaşından küçük birine yapılan tebliğin geçerliliğinin Yasanın aradığı anlamda tahakkuk aşamasına geçmeye elverişli bir tebliğ olup olmadığının denetimi güçleşecektir. Aynı talihsizliğin “bariz bir surette ehliyetsiz bulunmaması” kavramı için de geçerli olduğunu düşünmekten alıkoyacak bir izah ve yöntem bulunmamaktadır.

IV-213 Sayılı Yasaya Göre Bilinen Adresler;

Yasanın 100. maddesinde, bilinen adrese gönderilen mektupların posta idaresince muhatabına teslim edildiği tarihte tebliğ edilmiş sayılacağı bilirtildikten sonra takip eden 101. maddesinde bilinen adreslerin neler olduğu sayılmıştır.

Maddede;” Bu kanuna göre bilinen adresler şunlardır:

1. Mükellef tarafından işe başlamada bildirilen adresler;

2. Adres değişikliğinde bildirilen adresler;

3. İşi bırakmada bildirilen adresler;

4. Vergi beyannamelerinde bildirilen adresler;

5. Yoklama fişinde tesbit edilen adresler;

6. Vergi mahkemesinde dava açma dilekçelerinde ve cevaplarında gösterilen adresler;

7. Yetkili memurlar tarafından bir tutanakla tesbit edilen adresler (İlgilinin tutanakta imzası bulunmak şartiyle);

8. Bina ve arazi vergilerinde komisyonlarca tahrir varakalarında tesbit edilen adresleri.

Mektupların gönderilmesinde bu adreslerden tarih itibariyle tebligat yapacak makama en son olarak bildirilmiş veya bu makamca tesbit edilmiş olanı nazara alınır.” hükümleri yer almış olup, Mernis adresinin idare açısından bilinen adres olup olmadığı hususlarının tespiti de gerekmektedir.

Vergilendirmeye yetkili vergi idaresinin bilgisayar sistemine sunulmuş bir adres kayıt sisteminin vergi idaresi açısından bilinen adres olup olmadığının tespiti için merkezi kayıt sisteminin dayanağı olan 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu(3) hükümlerinin irdelenmesine ihtiyaç bulunmaktadır.

Nüfus Hizmetleri Kanununun 45. maddesindein 1. fıkrasında; “Bakanlık, Kimlik Paylaşımı Sistemi ve Adres Paylaşımı Sistemi veri tabanlarında tutulan bilgileri bu Kanunda belirtilen esas ve usûller çerçevesinde kurumlar ile diğer kişilerin hizmetine açabilir. Yerleşim yeri adresi bilgileri ancak kurumlar ile 5411 sayılı Bankacılık Kanunu çerçevesinde faaliyette bulunan bankaların ve 3.6.2007 tarihli ve 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu çerçevesinde faaliyette bulunan sigorta ve emeklilik ile Güvence Hesabının paylaşımına açılabilir.” hükmü getirilerek, maddenin 3. bendinde de, “Kurumlar aldıkları bilgileri tanımlanmış hizmetlerin yerine getirilmesi dışında başka hiçbir amaçla kullanamaz; ilgilisi veya bu Kanunun 44 üncü maddesinde belirtilenler dışında kimseye veremez. Sistemin bütün aşamalarında görev yapan yetkililer de bu kurallara uymakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, kamu görevlilerinin görevlerinden ayrılmalarından sonra da devam eder.” hükmüne yer verilmiştir.

Aynı Yasanın 50 inci maddesinin 2. fıkrasında ise Yerleşim yeri adreslerinin tutulmasında kişilerin yazılı beyanı esas alınacağı belirtilmiştir. Yasanın 52 inci maddesinin 1. bendinde de, İçişleri Bakanlığının, talepleri halinde kurumlara, usûl ve esasları Bakanlıkça tespit edilmek üzere adres bilgilerini elektronik ortamda Adres Paylaşımı Sistemi ve Kimlik Paylaşımı Sistemi çerçevesinde verebileceği hükümlerine yer verilmiştir.

5490 sayılı Yasa uyarınca “Mernis” adres paylaşım sistemi çerçevesinde vergi daireleri, belediyeler ve il özel idarelerinin bilgisine sunulan mükellef, vergi sorumlusu ve vergi borçlulara ait adreslerin artık bu idareler için “bilinen adres” olarak kabulü veya 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 101. maddesinin son bendinde belirtilen “bu makamca tespit edilen adres” olarak sayabilmemizi engelleyen hiçbir hüküm ve aksi yönde bir yorum bulunmamaktadır. Tüzel kişilere ait adreslere gelince bu konuda da Ticaret Sicil Memurluklarının adrese, ortaklık ya da kanuni temsilci değişikliklerine ilişkin ticaret sicili gazete ilanlarını gösterir bilgisayar veri bankaları artık vergi idarelerinin bilgisayar sistemine entegre edilmiş bulunmaktadır. Vergi idarelerine ait sistem üzerinden şirket adreslerine ulaşılabildiği sürece bu adres bilgilerinin de idare açısından “bilinen adres” veya “tespit edilen adres” olarak kabulü mümkündür.

Ticaret Sicili Gazetesindeki adres bilgilerine vergi inceleme kapsamında defter ve belge isteme yazılarının gönderildiği ve tarhiyatların yapıldığı, tarhiyata ilişkin tebliğin ise ticaret sicil kaydındaki adrese tebliğ edilmeyerek tarh dosyasında bilinen adrese tebliğ edildiği uygulamada görülen olaylardır. Defter ve belge isteme yazılarının ilk yönlendirildiği adreslere tebliğin gerçekleşmemesi üzerine ticaret sicilinden tespit edilen adrese defter ve belge isteme yazısının tebliğ edilmesi ve tebliğin amacına ulaşması halinde, ticaret sicil kayıtlarında yer alan bu adreslerin bilinen adres olarak kabul edilmese dahi, bu makamca tespit edilen en son adres olarak kabul edilmek suretiyle tebliğinin gerekli olduğu söylenebilmelidir.

Kanımızca mernis kayıt sistemindeki adreslerin 213 sayılı Yasanın son fıkrasındaki “idare tarafından tespit edilen adres” yerine aynı maddenin 7. bendinde yer alan “Yetkili memurlar tarafından bir tutanakla tesbit edilen adresler (İlgilinin tutanakta imzası bulunmak şartiyle)”bendindeki hükme girdiği kabul edilerek soruna daha hukuki ve gerçekçi bir çözüm bulunmuş olacaktır. Zira, 5490 sayılı Yasanın 50 nci maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen yerleşim yeri adreslerinin tutulmasında kişilerin yazılı beyanı esas alınacağı hükmü getirilmiştir. Ayrıca Adres Kayıt Sistemi Yönetmeliğinin(4) 13-1 inci maddesinde, yerleşim yeri ve diğer adreslerin tutulmasında kişilerin adres beyan formundaki yazılı beyanı esas alınacağı, bildirimin nüfus müdürlüklerine, kurumlara ve dış temsilciliklere şahsen yapılacağı ve adres beyan formundaki bildirimlerin aksi sabit oluncaya kadar geçerli olacağı hükmünden yola çıkıldığında, kaydı yapanın yetkili memurlar olması ve vergi mükellefinin mernis kayıt sistemine imzası ve yazılı beyanı esas alınarak dahil edilen bir kişi olması nedeniyle bu kişiye ait bilginin 213 sayılı Yasanın 101/7. maddesi kapsamına girmediğini ortaya koyacak tatmin edici gerekçe bulunmamaktadır.

Mernis kayıtlarına sahip bir vergi idaresinin mükellefe ait bilinen diğer adreslerde tebligatın yapılamaması halinde, bu adreslere de vergi ceza ihbarnamelerinin tebliği amacıyla müracaat edilmesi, bu adreslerde tebliğin gerçekleşememesi halinde ancak 213 sayılı Yasanın 103. maddesinde belirtilen ilanen tebliğ yoluna gidilmesi gerektiği söylenebilecektir. Vergi/Ceza ihbarnamesini mükellefin bilinen değer adreslerine tebligata gönderilmesi ve akabinde tebligatın gerçekleşmemesi halinde ilanen tebliğ yoluna başvurulması, akabinde borcun tahsil edilebilir amme alacağına dönüştüğünden bahisle düzenlenen ödeme emirlerinin tebliği için ise mernis adresine müracaat edilmesi, mükellefin ya da sorumlunun vergi yargısında açacağı davanın re’sen incelenme çerçevesini, 6183 sayılı Yasanın(5) 55 ve 58. maddelerinde belirtilen sınırlı itiraz yolları olan “böyle bir borcum yoktur”, “kısmen ödendiği” ya da “zamanaşımına uğradığı” itiraz yöntemleri ile sınırlı tutmakla sonuçlandıracaktır ki bunun da hukuki olduğunu gösterecek bir sav bulunmamaktadır. Ancak, ihbarnamenin tebliğ edildiği tarihte vergi idaresinin bilgisine açılmamış merkezi adres kayıt sisteminin ödeme emri aşamasında idarenin bilgisine sunulmuş olduğu hallerde ise tebligatın hukuka aykırılığını ileri sürecek tatmin edici bir itiraz sebebi de görülememektedir.

Sonuç;

213 sayılı Yasa kapsamındaki vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümler ile bunlara bağlı cezaların mükellefine, kanuni temsilcisine ya da çalışanına tebliğinde bu Yasanın tebliğe ilişkin hükümlerinin uygulandığı, 4490 sayılı Gümrük Kanunu’ndan kaynaklanan vergilendirmeye ilişkin işlemlerin ise genel tebliğ hükümlerini düzenleyen 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilmesi gerektiği, usulüne uygun yapılmış bir tebliğin tahakkuk aşamasına geçilebilmesi için şart olduğu, ilanen tebliğ yoluna gidilebilmesi için bilinen tüm adreslere tebliğ çalışması yapılmasının gerekli olduğu, mernis adres kayıt sistemindeki adresin 213 sayılı Yasanın 101/7. maddesi uyarınca ilgilinin imzası alınması şartıyla yetkililer tarafından tespit edilen bir bilinen adres sayılmasının gerektiği, ödeme emrinin mernis adresine tebliğ edilmesi halinde, ihbarnamenin ne mernis adresine tebliğe çıkarılmasının gerektiği şeklinde görüşler sunulmuştur.

Kaynakça;

1) Vergi Usul Kanunu, 213 sayılı, (10.1961 tarih ve 10703-10705 sayılı R.G.)

2) Tebligat Kanunu, 7201 sayılı, (19.02.1959 tarih ve 10139 sayı R.G.)

3) Nüfus Hizmetleri Kanunu, 5490 sayılı, (29.04.2006 tarih ve 26153 sayılı R.G.)

4) Adres Kayıt Sistemi Yönetmeliği, 23.11.2006 tarih ve 11320 sayılı BKK. (15.12.2006 Tarih ve 26377 sayılı R.G.)

5) AATUHK, 21.07.1953 tarih ve 6183 sayılı Yasa, 28.07.1953 tarih ve 8469 sayılı R.G.

___________________________________________________________

(1) Vergi Usul Kanunu, 213 sayı ve 04.01.1961 tarih, 10.1961 tarih ve 10703-10705 sayılı R.G.

(2) Tebligat Kanunu, 7201 sayı ve 11.02.1959 tarih, 19.02.1959 tarih ve 10139 sayı R.G.

(3) Nüfus Hizmetleri Kanunu, 5490 sayı ve 25.04.2006 kabul tarihi, 29.04.2006 tarih ve 26153 sayılı R.G.

(4) Adres Kayıt Sistemi Yönetmeliği, 23.11.2006 tarih ve 11320 sayılı BKK. 15.12.2006 Tarih ve 26377 sayılı R.G.

(5) AATUHK, 21.07.1953 tarih ve 6183 sayılı Yasa, 28.07.1953 tarih ve 8469 sayılı R.G.

Hakim Bünyamin ÇİTİL
İzmir 4. Vergi Mahkemesi Üyesi