Gelir Vergisi Beyanname Düzenleme Rehberi 2013

gelir-vergisi-beyannamesi

 

GELİR UNSURLARI

Gelirin unsurları şunlardır:(GVK md.2 )

1- Ticari kazançlar,

2- Zirai kazançlar,

3- Ücretler,

4- Serbest meslek kazançları,

5- Gayrimenkul sermaye iratları,

6- Menkul sermaye iratları,

7- Diğer kazanç ve iratlar,

Gelir vergisine tabi tutulacak bir gelirin, bu unsurlardan birisinin kapsamı içinde olması şarttır, bu unsurlardan birisi içine girmeyen gelir, kesinlikle vergiye tabi tutulmaz.

Örneğin ticari bir taahhüdün yerine getirilmesi için öngörülen cezai şart, ticari faaliyete bağlı olduğu için, ticari kazanç kapsamında değerlendirilir, ancak bir kimseye verilen zararı tazmin için ödenen tazminat gelir unsuru sayılmaz. Veya trafik kazası için bir kişiye ödenen tazminat gelir kapsamına girmez ve vergiye tabi tutulmaz.

VERGİYE TABİ BAZI GELİR UNSURLARI

1- Üretim Desteği

Resmi kuruluşlar tarafından ticari veya zirai işletmelere, belirli kurallara göre karşılıksız ve borç niteliği taşımayan nakdi yardımlar yapılmaktadır. Bu yardımlar,

. İşletmenin korunması,

. İhracatı teşvik,

. Hükümet politikasına uyma zorunluluğu nedeniyle oluşan işletmenin faaliyet hasılatındaki düşüklüğü veya faaliyet zararını gidermek,

. Sermaye katkısı niteliğinde olmayan sübvansiyonlar,

. Vergi iadeleri (Devletin istisna ettiği mallara ilişkin iadeler)

. İhracatla ilgili fiyat istikrar primi,

. %5’lik SSK primine ait Hazine desteği,

. Teşvik amaçlı SSK prim desteği

Bu desteklerin hepsi ticari faaliyet kapsamındadır ve bu nedenle 602 hesaba hasılat olarak kayıtlanır. Ve dolayısıyla vergiye tabi tutulur.

Bu yardımların 679 hesaba yazılması yanlıştır, zira yardımlar ticari faaliyete ilişkin olarak yapılmaktadır. Bu nedenle 602 hesap kullanılmalıdır.

Bize kimi zaman, bu gibi destek veya yardımların 679 hesaba yazılıp yazılmayacağı sorulmakta ve cevabımızında 679 değil 602 hesap olması gerektiği iletilmektedir.

2- Sermaye Desteği

Resmi kuruluşlarca yapılan , yatırımı teşvik amacı ile geri dönüşümü olmayan, başka bir ifade ile borç niteliği taşımayan karşılıksız yardım ve bağışlar, gelir yazılmaz. Ve vergiye tabi tutulmaz.

Ancak gelir yazılan yardımlar ile sermaye desteği yardımlarını ayırt etmek bazı hallerde mümkün olmamaktadır.

Bu gibi durumlarda, yardım yapan resmi yerlerden yardımın amacı sorulmalı ve bir belge temin edilmelidir. Belgede sermaye desteği yazılı ise gelir yazılmamalı, alınan para sermaye yedeği olarak, örneğin 549 hesaba yazılmalıdır.

Sermaye desteği olmayan yardımlar gelir niteliği taşır ve 602 hesaba gelir yazılır. Ve vergiye tabi tutulur.

3- Akaryakıt İstasyonlarında Belli Firmanın Bir Süre İçinde Ürününü Satma Karşılığı Peşin Alınan Para

Son zamanlarda bazı petrol şirketleri, bazı benzin istasyonları ile anlaşarak belli bir süre içinde örneğin on yıllık süre gibi, kendi ürününü satma karşılığı, örneğin 800.000 TL tutarında peşin para ödemekte ve karşılığında da fatura almaktadır.

Faturaya kimi zaman “İntifa Hakkı Karşılığı” gibi not düşülmektedir. Vergicilikte olayın mahiyeti önemlidir, düzenlenen fatura olaya uygun ise geçerli olur. Böyle bir gelir elde edilmesi bir hizmet teslimine dayanmadığı için tutarının fatura tarihi itibariyle 679 hesaba gelir yazılması gerekir.

Zira faturayı kesenlerin elde ettiği bu hasılat, ticari faaliyet çerçevesinde olduğu için mutlak surette gelir yazılacak ve KDV’si fatura tarihi esas alınarak tamamı beyan edilecektir.

Ancak alınan paranın tamamı mı, yoksa süreye göre her bir yıla düşen miktarının mı 679 hesaba yazılacağı konusu duraksamalara yol açmaktadır.

Bu konuda Gelir İdaresinin yasal bir düzenlemesi yoktur ve ayrıca istikrar kazanmış bir uygulama da mevcut değildir.

Bazıları, alınan paranın sözleşmede yazılı süreye göre eşit taksitler halinde her yıl gelir yazılması gerektiği görüşündedir.

Bize göre bu para söz konusu sürede satılacak ürünlerle hiçbir şekilde ilgili değildir, istasyon ve sahibinin sözleşme tarihindeki konumu, böyle bir gelir elde etme şansını doğurmuştur. Yani bir tür şerefiye karşılığı alınan paradır.

Bu yüzden sözleşmenin bir yıllık yapılması ile on yıllık yapılmasının işin mahiyetine hiç bir etkisi yoktur, her iki halde de elde edilen gelirin tamamının elde edildiği yıla gelir yazılması ve ayrıca KDV’sinin de ödenmesi gerekir.

Geliri yıllara yaymak isteyenler alınan paranın satışa bağlı olduğunu düşünüyorlar olsa gerek, halbuki ilgili yıllarda, bu para hiçbir işleme konu edilmeyecek; uygulandığı yıldaki haliyle kalacaktır.

4- Sigorta Tazminatı

Aktif kıymetlerin zarar görmesi halinde sigorta şirketlerinden alınan tazminatlar hasılat sayılır.

Örneğin 40.000 TLile aktife kayıtlı bir araç kaza sonucu pert olduğunda sigortadan 25.000 TL alınmış ise sigorta tazminatı bu aracın satış bedeli sayılarak kayıtlama yapılır. Amortismanı 16.000 TL ise şu kayıt yapılmalıdır.

Sigortadan alacak                   25.000                             (veya kasa-banka)

B. Amortisman                       16.000

254 Hesap                                              40.000

679 Hesap                                                1.000

Bu halde araç sigorta şirketine teslim edilmiş sayılır, şirket ekspertize göre ödeme yapmış ve fatura da istememiş ve fatura da sigorta şirketine kesilmişse, faturada KDVgösterilmez.

Eğer sigorta şirketi aracı bir başkasına 10.000 liraya satmış ve satın alan kimseye bu tutar üzerinden fatura kesilmesini istemiş ise, bu halde KDV’li fatura kesilir ve KDV iç yüzdeye göre ayrıştırılır.

Kesilen fatura bedeli sigorta şirketi tarafından tazminat olarak ödendiği için ayrıca gelir olarak yazılmaz, gelir olarak yazılması halinde, sigorta, tazminatı, bu tutar kadar düşük gösterilir.

Diğer bir ifade ile hasarlı aracın sigorta tazminatına göre aracın çıkışı yapılarak kayıtlanır. (VUK md.329)

 

GELİRİN ELDE EDİLMESİ

Gelirin vergilendirilmesi, onun elde edilmesine bağlıdır, elde edilmeyen gelir vergilendirilmez.

Elde etme, geniş anlamı ile gelire sahip olma demektir. Sahip olma ise geliri fiilen ve hukuken tasarruf etmeyi ifade eder, diğer bir ifade ile geliri ekonomik olarak ve hukuk alanında kullanabilme, geliri elde etme sayılır.

Örneğin gelire para, çek, senet ve diğer sermaye piyasası araçları şeklinde sahip olunduğunda elde edilmiş sayılır.

Ayrıca geliri sağlayan kimsenin hesap ve kayıtlarında hak sahibini alacaklı durumda göstermesi de elde etme anlamını taşır. Bu duruma hesaben ödeme/elde etme demektir. Buna tahakkuk esası denir.

Ancak serbest meslek kazançları ile gayrimenkul sermaye iradında elde etme tahsilata bağlıdır. Hizmet ifa edilse bile tahsilat yapılmadıkça gelir elde edilmiş sayılmaz ve vergilendirilmez.

Bu anlamda alacaklı durumda olmak gelirin elde edildiğini göstermez. Ancak gelir elde edilmemiş sayılsa bile hizmet ifa edildiği için belge düzenlenir ve KDVgösterilir.Belgeye tahsilatın yapılmadığı yazılır. KDVaçısından elde edilmiş sayılır.

Ticari kazançlarda gelirin tahsil edilmesi veya tahakkuk yapılması elde etme sayılır.

 

YABANCI ÜLKELERDE ELDE ETME

Türkiye’de yerleşmiş olan kişiler Türkiye içinde ve dışında elde ettiği kazanç ve iratları üzerinden vergilendirilir. Türkiye’de yerleşmiş kişilerin kimler olduğu GVK md. 3’de tanımlanmıştır.

Tam mükellef kişilerin yurt dışında elde ettiği gelirin Türkiye’de vergilendirilmesi yani elde edilmiş sayılması için, Türkiye’de mükellefin hesaplarına intikal ettirilmesi gerekir, gelirin Türkiye’ye transferi şart değildir.

Ancak yurt dışında kazanç ve irat elde edildiğinde Türkiye’de hesaplara intikal ettirilmesi gerekir. İhtiyarilik yoktur.

Öte yandan gelirin Türkiye’de hesaplara intikal ettirilmemesi mükellefin iradesi dışındaki sebeplerden ileri geldiği ispat edilen hallerde, mükellefin bunlara tasarruf edebildiği yılda;

Elde edilmiş sayılır. (VUK md. 85/2)

Bu hükme göre tam mükellef bir kimse, yurt içinde ve dışında elde ettiği kazanç ve iratların toplamı üzerinden Türkiye’de vergilendirilir.

 

GELİRİN BEYANINDA YILLIK İLKESİ

Gelir Vergisi Kanununun 1’inci maddesinde gelir, “Gerçek kişilerin gelirleri, gelir vergisine tabidir. Gelir, bir gerçek kişinin bir takvim yılı içinde elde ettiği kazanç ve iratların safi tutarıdır.” (GVK md.1)

Şeklinde tanımlanmıştır.

Bu tanıma göre vergi gerçek kişi adına salınır, yıllık gelir esas tutulur, kazanç ve iratların safi tutarı dikkate alınır ve resen ve ikmalen salınan vergi mükellefe tebliğ edilir, beş yıllık zaman aşmına uğrayan gelir üzerinden vergi istenmez.

Hesap Dönemi

“Defterler hesap dönemi itibariyle tutulur, kayıtlar her hesap dönemi sonunda kapatılır ve ertesi dönem başında yeniden açılır.”

“Hesap dönemi normal olarak takvim yılıdır.”

“Özel hesap dönemi verilebilir.”

“Yeniden işe başlama ve işi bırakma hallerinde hesap dönemi içinde bir yıldan eksik olan faaliyet süresi, hesap dönemi sayılır.” (VUK md.174)

Gelecek bir hesap dönemine ait olarak peşin ödenen giderler aktifleştirilerek ilgili yıla mal edilir.

Buna karşılık cari hesap dönemine ait bir hasılat, tahsil edilmese bile tahakkuk ettirilir ve cari döneme  gelir yazılır. (VUK md.283)

Öte yandan cari hesap dönemine ait giderler, ödenmemiş bile olsa kayıtlanır. Gelecek bir hesap dönemine ait olarak peşin tahsil, olunan hasılat ilgili döneme mal edilir. (VUK md.287)

 

GELİRİN ELDE EDİLDİĞİ YILIN TAYİNİ

Gelir, vergi doğuran olaya bağlı olarak meydana çıkar ve vergi doğuran olay hangi yılda gerçekleşmiş ise, gelir de o yılda elde edilmiş sayılır.

Örneğin bir akit taraflar arasında yazılı ya da sözlü olarak yapılır, aktin yazılı olması şart değildir, sözlü akitler de geçerlidir. Bir akit 31.12.2012’de yapılmış ise, bu akte ilişkin işlemlerin neticesi 2012 yılına mal edilir, zira vergi doğuran olay 2012’de gerçekleşmiştir.

Bu takdirde faturanın 31.12.2012 tarihi itibariyle kesilmesi gerekir. Ancak fatura yasal süre olan 7 gün içinde de kesilebilir. Fatura yedi gün içinde 06.01.2013 tarihinde kesilse bile, hasılat 2012 yılına mal edilir.

Tarafların akitten doğan sorumluluklarını derhal değil bilahare yerine getirmesi, vergi olayının doğmuş olmasına etki etmez, yeni bir akitle değişiklik yapılmadıkça vergi aktin kurulmasıya doğmuş kabul edilir.

Esas itibariyle fatura mal teslim veya hizmet ifa edildiğinde düzenlenir. Bu halde de akit malın teslim ve hizmetin ifa tarihi itibariyle doğmuş demektir. (VUK md. 229)

Satın Alınan Malın İadesi

Satın alınan malın iadesi ayrı bir akit sayılır ve mal fatura kesilmek suretiyle iade edilir. İade faturası, iadeye konu malın faturasında yazılı bilgilere göre kesilir.

İnşaat halindeki daire veya iş yerleri için tesliminden önce fatura kesilmesi satış değildir ve alınan para hasılat yazılamaz. Zira satış işlemi inşaat bittikten ve iskan ruhsatı alındıktan yahut anahtar alıcısına teslim edilip sahibi içine girdikten sonra gerçekleşir ve bu takdirde teslimden itibaren 7 gün içinde fatura kesilir.

 

TÜRK TİCARET KANUNU HÜKMÜ

Alıcının malı hangi hal ve sürede iade edebileceği Türk Ticaret Kanununun 21’inci maddesinde açıklanmıştır.

Maddeye göre bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır.

İçeriğe itiraz ederse, sorun taraflarca çzülür, bu şekilde çözüme ulaşılmaz ise yargıya gidirilir.

 

PARÇA PARÇA MAL TESLİMLERİ

Belli bir miktarda malın teslimi üstlenilmiş ve belli aralıklarda parça parça teslim yapılacaksa, malın tamamı için fatura kesilmez; kesilse bile bu bir taahhüdü gösterir. Her bir parça teslim edildikçe bu teslimler için fatura kesilir ve hasılat yapılır. (KDVK md. 10/c)

Teslim olmadan fatura kesilmiş ve KDVgösterilmiş ise bu KDV beyana tabidir, bu halde KDV açısından vergi olayının doğduğu kabul edilir ancak alınan para hasılat değil avans olarak kayıtlanır.. (KDVK md. 8/h-2)

Ancak parça parça teslimler kısa aralıklar halinde olursa, bu takdirde toptan fatura kesilebilir. Örneğin teslim aynı ay içinde yapılacaksa tek fatura kesmek mümkündür. Bu hallerde akdin ve olayın özelliği göz önüne alınarak işlem yapılmalıdır.

 

DAİRE İNŞAATI VE SATIŞI

1-Kendi Arsasına İnşaat.

Aktifte kayıtlı arsa üzerine yapılan inşaatın maliyeti, arsa bedeli dahil edilerek hesaplanır. Arsa bedeli defter kaydına göre olan bedeldir ve ilgili hesaptan çıkarılır ve 151 hesaba aktarılır.

İnşaat bitinceye kadar olan her türlü girdilerin bedelleri önce 150 hesaba yazılır; inşaata sevk edildikçe bu hesaptan 151 hesaba aktarılır.

İşçiliklerle diğer her türlü harcamalar, doğrudan 151 hesaba yazılır. İnşaat bitince ve iskan ruhsatı alınınca 151 hesap bakiyesi, inşaatın tüm maliyetini oluşturur.

Örneğin inşaat 2000 metre kare ise ve bir milyon harcanmışsa, inşaatın metre kare maliyeti 500 lira olmuş demektir.

Bir dairenin 100 metre kare olduğu kabul edilirse, bu dairenin inşaat maliyeti 50.000 olarak ortaya çıkar. İnşaat 2.000 metre kare olduğuna ve bir daire de 100 metre kare kabul edildiğine göre bir milyona yirmi daire yapılmış sayılır.

Bu hesaplamadan sonra 151 hesap kapatılır ve daireler 50.000 lira maliyet üzerinden 152 hesaba aktarılır, satışlar da 152 hesaptan yapılır. Yukarıdaki maliyetlere arsa bedelinin ilve edileceği şüphesizdir.

2- Arsa Aktifte Değilse.

Arsa aktifte değilse ve mükellefin adına tapuda kayıtlı ise, bu halde arsa bedeli emsal bedeline göre 151 hesaba alınır. Emsal bedelinin takdir yoluyla belirlenmesi mümkündür. Bu halde vergi dairesine başvurulur ve arsanın takdir komisyonuna takdir ettirilmesi istenir. (VUK md.267)

Veya arsa bedeli mahkeme eliyle takdir ettirilir. Mahkeme takdirini bilir kişi eliyle yapar. Mahkeme kararında yer alan bedel 151 hesaba yazılır.

Veraset yoluyla intikal eden arsa üzerine yapılan inşaat halinde de arsa bedeli yukarıdaki usullerden birisine göre takdir ve tayin olunur.

İnşaatta kullanılmayan malzeme bedelleri 150 hesapta gözükür ve maliyetler arasında yer almaz. Satıldığında hasılat yazılır.

 

3- ARSA KARŞILIĞI DAİRE

Başkasının arsası üzerine daire inşaatında, inşaatın tüm girdileri ve masraflar yukarıda açıklandığı gibi 150 ve 151 hesaplarda izlenir. İnşaat bitince, yine yukarıda anlatıldığı gibi herbir dairenin inşaat maliyeti çıkarılır ve 152 hesaba kaydedilir.

Arsa sahibine verilen daireler için, inşaat maliyetine göre fatura kesilir ve KDVgösterilir. Fatura bedeli 600 hesabın alacağına yazılır.

Arsa sahibine kesilen fatura bedeli, müteahhit için arsa bedeli sayılır ve bu tutar kadar arsa sahibine gider pusulası imzalatılır ve 152 hesabın borcuna yazılır. Böylece 152 hesaba bir yandan alacak bir yandan da borç yazıldığı için bunlar birbirini götürür.

Buna göre müteahhide kalan dairelerin toplam maliyeti, müteahhidin toplam inşaat masrafından oluşur. Buna göre örneğin inşaatın toplam masrafı 2.000.000 lira ise ve kendisine 20 daire kalmışsa, her bir dairenin maliyeti 100.000 lira olur.

 

ARSA SAHİBİ ADINA BELGELER.

Mükellefler kendi adlarına düzenlenen belgeleri giderleştirebilir, başkaları adına kesilen faturaları kayıtlarına alamazlar.

Yapı denetim faturası arsa sahibi adına kesilir, inşaat ruhsatı da arsa sahibi adına düzenlenir. Ayrıca tapu harçları da arsa sahibinden istenir ve belgesi onun adına kesilir.

Buna göre müteahhit belgeleri kaytılarına alamaz. Ancak arsa sahibi ile müteahhit arasında, arsa karşılığı inşaat yapılmasına ilişkin bir sözleşme yapılır ve inşaatla ilgili olarak arsa sahibi adına gelen belgelerdeki ödemelerin de müteahhit tarafından karşılanacağı şartı öngörülürse, bu halde arsa sahibi adına gelen belgeleri müteahhit kayıtlarına alabilir.

Bu halde sözleşmede bina denetim faturası dahil tüm inşaat masraflarının müteahhit tarafından karşılanacağı, arsa sahibinin hiç bir masrafa karışmayacağı şart olarak gösterilmiş olur ve , müteahhit ödemeyi yaptığına dair belgeyi de ibraz etmek suretiyle, bu belgeleri gider belgesi olarak kayıtlayabilir.

Zira taraflar arasındaki sözleşmelere göre üstlenilen ödemeler gider kabul edilir. (GVK md. 40/3)

Vergi Usul Kanununa göre de sözleşmeler muteber belgeler arasındadır. (VUK md. 242)

 

DAİRE SATIŞLARI

Satılır bir daireden söz edebilmek için dairenin, ruhsatına göre yapılması, iskan ruhsatının alınmış olması gerekir.

İnşaat bitirilip ruhsatı alınmış daire satılabilir ve anahtarı da alıcısına teslim edilir. İnşaat bitmeden, iskan ruhsatı alınmadan veya dairenin anahtarı alıcısına teslim edilmeden fatura kesilmez, zira ortada bir teslim yoktur. Bitmemiş dairenin ancak satış vaadi sözleşmesi yapılır. Alınan para da avans niteliği taşır, satış bedeli kabul edilmez.

Bitmemiş ve teslim edilmemiş daire için fatura kesilirse faturanın üzerine alınan avans için düzenlenmiştir notu düşülür ve KDV gösterilmez, KDVgösterilir ise bu vergi ödenir, ancak alınan paranın avans olma niteliği kaybolmaz. Önerimiz daire teslim edilmeden faturanın kesilmemesi yönündedir.

 

İNŞAAT HALİNDEKİ YAPININ SATIŞI

İnşaat ruhsatı daire inşaatı şeklinde çıkarılmış bile olsa, inşaatı bitirilmeden yapılan satışlar, daire satışı sayılmaz bu satış karkas halindeki bir yapı satışı kabul edilir. Bazı hallerde, yapının ruhsatı daire inşaatı olduğu için, karkas halindeki satış için %1 KDVuygulanmaktadır.

Bu yanlıştır, zira satılan karkas halinde bir yapıdır ve %18 KDV’ye tabidir. Gelir İdaresi Başkanlığının uygulaması bu yöndedir.

 

BASİT USULDE VERGİLEME

Genel Açıklama

Gelir Vergisi Kanununun 47 ve 48’inci maddelerinde yazılı şartları taşıyan kimseler basit usulde vergilendirilir.

Bu kimselerin ticari kazancı bir hesap dönemi içinde elde ettikleri hasılat ile giderler ve satılan malların alış bedelleri arasındaki müsbet farktır.

Bu fark defter kaydı tutulmaksızın alınması ve verilmesi mecburi olan alış ve giderler ile hasılatlara ilişkin belgelere göre hesaplanır.

Basit usul mükellefleri; bildirim, belgeler, muhafaza, ibraz ve diğer ödev ve ceza hükümleri bakımından ikinci sınıf tüccarlar gibi sorumlu tutulurlar.

Bu mükellefler hasılat ve gider belgelerini dosyalarda tutarlar. Sahte belge kullananlar basit usulden yararlanamaz, ikinci sınıf defter tutmak zorundadır.

Basit usule tabi olmanın şartları her yıl başında tesbit edilir ve buna göre mükellefler ya gerçek usulde vergilendirilir ya da basit usule tabi tutulur. Ancak aşağıda sayılan işlerle uğraşanlar basit usule göre değil gerçek usule göre vergilendirilir. Şöyle:

BASİT USULDEN YARARLANAMAYANLAR

1- Kollektif şirket ortakları ile komandit şirketlerin komandite ortakları.

2- İkrazat işleri ile uğraşanlar.

3- Sarraflar, kıymetli maden ve mücevherat alım satımı ile uğraşanlar.

4- GVK md. 94’ün birinci fıkrasında sayılan kişi ve kurumlara karşı inşaat ve onarma işini taahhüt edenler ile bunlara iş yapan taşeronlar.

5- Sigorta prodüktörleri

6- İlan ve reklam işi yapanlar,

7- Gayrimenkul ve gemi alım satımı yapanlar,

8- Tavassut işi yapanlar.

9- Maden işletmeleri taş ve kireç ocakları, kum ve çakıl istihsal yerleri, tuğla ve kiremit harmanları işletenler.

10- Şehirler arası yük ve yolcu taşımacılığı yapanlar ile treyler çekici ve benzerlerinin sahip ve işleticileri.

Ancak yapısı itibariyle sürücüsünden başka on dört ve daha aşağı oturma yeri olan ve insan taşımaya mahsus motorlu kara taşıtları ile yolcu taşıyanlar, şartları uygun olduğunda basit usulde vergilendirilirler.

11- (Yürürlükten kaldırıldı.+)

Bu şartlar GVK md. 51’de öngörülmüş ve ayni maddede Maliye Bakanlığına gerçek usulde vergilendirilecek mükellefleri tesbit yetkisi verilmiştir.Buna göre ayrıca BKK gereğince gerçek usulde vergilendirilecek mükellefler şunlardır.

1- Her türlü emtia imalatı ile uğraşanlar,

2- Her türlü emtia alım satımı ile uğraşanlar,

3- İnşaat ile ilgili her türlü işlerle uğraşanlar,

4- Motorlu taşıtların bakım ve onarımını yapanlar,

5- Lokanta ve benzeri işletme sahipleri,

6- Eğlence ve istirahat yerlerini işletenler.

ÖZELLİKLİ DURUMLAR

√ Basit usule tabi mükellefler, araç ve sair demirbaş KDV’sini indirmek için gerçek usule geçmek istemektedir.Bu halde mutlaka gerçek usulde mükellefiyet kaydının aracın fatura tarihinden önce olması veya fatura kesme süresi olan 7 gün içinde bulunmasına dikkat edilmesi gerekir, aksi halde KDV indirimi kabul edilmez ve bir daha basit usule geçilmez.

√ Basit usule tabi ticaret erbabı sahte ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge kullandığında, bu hususun kendilerine tebliğ tarihini izleyen ay başından itibaren ikinci sınıf tüccar olarak vergilendirilir.

√ Ortaklarından birisi gerçek usule tabi olan ortaklıklarda; diğer ortaklar da gerçek usulde vergilendirilir. Basit usule tabi olmaz.

√ Şartların yıl içinde kaybedilmesi halinde ertesi yıl başından itibaren gerçek usule geçilir.

√ Yazılı başvuru halinde basit usulden gerçek usule izleyen ay başından itibaren geçilir. Yeni işe başlayanlar, isterlerse gerçek usulde vergilendirilir.

√ Basit usule tabi mükelleflerin gerçek usule geçmeleri halinde, bunların eş ve çocukları da aynı türden bir iş tutmaları halinde gerçek usulde vergilendirilir, basit usulden yararlanamazlar.

Aynı türden bir iş tutulması yoruma ihtiyaç göstermektedir. Örneğin bakkaliye işinden dolayı gerçek usulde vergilendirilen bir mükellefin eş veya çocukları basit usulden yararlanamaz, fakat nakliye işini basit usulde yürütebilir, zira iki iş aynı türden değildir.

TİCARİ KAZANÇ

Genel Tanım

Gelir Vergisi Kanunu, ticari kazancı “Her türlü ticari ve sınai faaliyetlerden doğan kazançlar ticari kazançtır.”

Şeklinde tanımlamış, ticari ve sınai faaliyetlerin neler olduğunu belirtmemiştir.

Ticari faaliyet, tacir ve ticari işletme hakkında yapılan tanımlar Türk  Ticaret Kanununda yeteri ölçüde yer almıştır. Şöyle:

Ticari İşletme

1- Ticari İşletme esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan  düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağlımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir.

2- Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Bakanlar Kurulunca çıkarılacak kararnamede gösterilir.

3- Ticari işletmeye dahil malvarlığı bir bütünlük teşkil eder ve bütünlük karinesine göre ticari işletme kül halinde devir konusu yapılabilir. (TTK md.11)

Tacir

1- Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir.

2- Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır.

3- Bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket adına veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, iyi niyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olur. (TTK md.12)

 

TİCARİ İŞLERDE DEVAMLILIK

Yukarıdaki işlerin yapılması ticari faaliyet sayılmış, ancak işlerin sürekli mi yoksa geçici olarak mı yapılacağı hususunda bir belirlemeye yer verilmemiştir.

Aslında her iki halde de iş, ticari iş sayılır, ancak mükellefiyet şekli farklı olur. Sürekli ticari faaliyet yapıldığında sürekli mükellefiyet tesis edilir, geçici iş görülmesinde ise mükellefiyet sadece bu işe yönelik olarak kurulur. Yani geçici olarak mükellefiyet tesis edilir.

Bir işin sürekli yapılması tanımı vergileme dönemi ile yapılan işin adedi belirleyici olur. Birden çok işin bir yıl içinde veya yıllar itibariyle yapılması, sürekliliği gösterir, aksi halde iş geçici, yani arızi yapılmış sayılır.

 

TİCARİ ŞEKİLDE İŞLETİLEN DİĞER MÜESSESELER

Bir müessesenin işlerinin hacim ve önemi, ticari muhasebeyi gerektirdiği ve ona ticari veya sınai bir müessese şekli ve mahiyeti verdiği takdirde, bu müessese de ticari işletme sayılır. Şöyle:

1- Bir toprak sahibinin veya çiftçinin, mahsullerini olduğu gibi veya zirai sanatı dolayısıyla şeklini değiştirerek bir dükkan açarak satması ticari bir faaliyet sayılır.

Çiftçinin mahsulünün şeklini değiştirmesi, yeni bir üretim niteliği taşır ve ayrıca çiftçinin ürününü dükkan açarak satması ticari faaliyet olarak değerlendirilir. (GVK md.52)

2- Esnaf ve güzel sanat erbabından birinin gerek bizzat gerek işçi çalıştırarak veya makina kullanarak eserler meydana getirmesi ve bu eserleri piyasaya sürerek satması; ticari faaliyet kapsamında değerlendirilir.

Bu konu ile GVK md. 18’de sayılan telif eserlerinin vergilendirilmesi hususu, bir birinden tamamen farklıdır, birisi ticari kazanç, diğeri ise serbest meslek kazancıdır.

 

TİCARİ KAZANÇ SAYILAN DİĞER FAALİYETLER

Diğer ticari faaliyetler şunlardır.

1- Maden, taş ve kireç ocakları, kum ve çakıl istihsal yerleri ile tuğla ve kiremit harmanlarının işletilmesinden elde edilen kazançlar ticari kazançtır.

Benzer hükme Türk Ticaret Kanununda da yer verilmiş,ancak Gelir Vergisi Kanununda daha kapsamlı tanım yapılmıştır.

2- Coberlik işlerinden elde edilen kazançlar. Bu faaliyetlere ilişkin uygulamaya pek rastlamadım.

3- Özel okul ve hastanelerle benzeri yerlerin işletilmesinden elde edilen kazançlar.

Bu yönde Türk Ticaret Kanununda da hüküm mevcuttur.

4- Gayrimenkullerin alım, satım ve inşa işleriyle devamlı olarak uğraşanların bu işlerinden elde ettikleri kazançlar.

Dikkat edileceği üzere bu işlerin devamlı olarak yapılması halinde ticari kazanç söz konusu olur, yoksa alım satım işi devamlı değil arızi olursa elde edilen kazanç, değer artış kazancı olarak vergilendirilirler. (GVK mük. md. 80/6)

5- Kendi nam ve hesaplarına menkul kıymet alım-satımı ile devamlı olarak uğraşanların bu faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlar.

Menkul kıymetlerin alım satımı ile devamlı olarak uğraşılmaması halinde, bu kıymetlerden elde edilen kazançlar ticari kazanç değil, değer artış kazancı olarak vergilendirilir. (GVK mük. md. 80/1)

Bu maddeye göre menkul kıymetlerin veya diğer sermaye piyasası araçlarının elden çıkarılmasından sağlanan kazançlar, değer artış kazancı sayılır.

Ancak ivazsız olarak iktisap edilenlerle tam mükellef kurumlara ait olan ve iki yıldan fazla süreyle elde tutulan hisse senetlerinin elden çıkarılmasından doğan kazançlar, değer artış kazancı sayılmaz ve vergiye tabi tutulmaz.

6- Satın alınan veya trampa suretiyle iktisap olunan arazinin iktisap tarihinden itibaren 5 yıl içinde parsellenerek bu müddet içinde veya daha sonraki yıllarda kısmen veya tamamen satılmasından elde edilen kazançlar.

Bu halde vergileme arazinin beş yıl içinde parsellenerek satışına yöneliktir, bu süreden sonra satış olduğunda vergileme de söz konusu olmaz. Ancak arazi veya arsa üzerine bina yapılır ise, bu yeni bir edinim sayılır. Yapılan binanın satılması halinde duruma göre ya ticari faaliyet veya değer artışı kapsamında değerleme yapılır.

Satın alınan arazinin beş yıl içinde parsellenerek satışı ticari faaliyet sayılmasına rağmen vergi daireleri, beş yıldan sonra da parsellenme işini ticari faaliyet saymaktadır, zira parselasyon işlemi, ticari amaçlı bir işlemdir, arazinin değerlenmesi değildir. Piyasa koşullarına tabi bir faaliyettir. Bu nedenle vergiye tabi tutulur.

Yukarıda açıkladığımız gibi bize göre, bir arazi hangi tarihte olursa olsun parselasyona tabi tutulduğunda amaç kar sağlamaktır. İşlem birden fazla olduğu için de olayda devamlılık unsuru var demektir. Ve bu yönüyle de ticari faaliyet söz konusu olur.

Ancak arazinin parselasyona tabi tutulduğu emsal değeri esas alınır. Vergileme emsal değerin üzerinde elde edilen tutara göre yapılır.

7- Diş protezciliği.

Diş protezciliği uzun süre serbest meslek faaliyeti sayılmıştır, Ancak bilahare bu faaliyet ticari kazanç kapsamına alınmıştır

Aynı şekilde röntgen laboratuvarları ile laboratuvar işletmeciliği de ticari faaliyet kapsamındadır. Bu hallerde verilen hizmetten çok malzeme bedeli söz konusudur ve bu nedenle malzeme satışı ağırlık taşır.

 

ŞAHIS ŞİRKETLERİNDEN ELDE EDİLEN           KAR PAYLARI

Kollektif ve adi komandite şirketler, şahıs şirketleri sayılır.Bu şirketler gelir veya kurumlar vergisi mükellefi olmazlar, bunların sadece vergi sorumluluğu vardır.

Kollektif ortaklıklarda ortakların, adi veya eshamlı komandit ortaklıklarda komandite ortakların ortaklık karından aldıkları paylar, onların şahsi ticari kazanç hükmündedir ve ortaklar bu kar paylarını ticari kazanç olarak yıllık beyanname ile beyan etmek durumundadır. (GVK md. 37)

Bu ortaklar kar payı elde etmeseler bile yıllık beyanname vermek durumundadır. Ayrıca geçici vergi beyannamesi de ortaklarca verilir.

Söz konusu ortaklıklar sadece katma değer beyannamesi ile muhtasar beyanname verirler. Bu, şirketlerin vergi sorumluluğuna girer.

Bu ortakların hesapları incelendiğinde matrah farkı çıkar ise bu matrah farkı ortaklara dağıtılır ve onlar adına vergilendirilir. Ancak vergi ziyaı cezası tüzel kişi olan ilgili ortaklık adına salınır. (VUK md.333)

 

ORTAKLARIN ŞAHSİ TİCARİ İŞİ

Bir kimse hem bir kollektif şirket ortağı olabilir ve hem de kendi adına ticari bir işletme kurabilir.

Her iki ticari faaliyetten elde edilen gelir ticari kazanç sayılır ve yıllık beyanname de iki ayrı ticari kazanç olarak gösterilir.

Bu halde beyannamenin ekine hem şirketin mali tabloları ve hem de şahsi işletmeye ait mali tablolar eklenir.

Kollektif şirketin hükmi şahsiyeti vardır ve bilanço esasına göre defter tutmak zorundadır. (VUK md. 177/5)

Şahsi işletmesi olan ortak ise yıllık ciro esas alınarak işletme veya bilanço defteri tutabilir. Ortağı olduğu şirketin bilanço esasına tabi olması, şahsi ticari işine ait işletme veya bilanço defteri tutmasına etki etmez, yani kollektif şirket bilanço defteri tutuyor diye, kendisi de bilanço defteri tutmak zorunda değildir.

VERASETEN İNTİKAL EDEN ARSA ÜZERİNE DAİRE YAPIP SATMAK

İlke olarak daire yapıp satmak işi ticari faaliyet sayılır. Eğer satışlar bir yıl içinde birden fazla satış yapılır veya izleyen yıllarda da satışa devam edilir ise, bu halde ise, bu faaliyet ticari faaliyet sayılır.

Bir kimse satmak amacı ile değil,kiralamak üzere ihtiyacından fazla daire yapar ise bu faaliyet  ticari faaliyet sayılmaz ve kar hesaplanmaz.

Özel amaçlı veya kiralamak için yapılan daireler beş yıl içinde toptan satılırsa, karı değer artış kazancı sayılır ve vergilendirilir.

Ancak özel amaçlı da olsa inşaa edilen daireler tek tek satılırsa, bu işlem ticari faaliyet kapsamında değerlendirilir.

Acaba veraseten intikal eden veya beş yıldan daha fazla sürede satın alınan arsa üzerine inşaat yapılıp satıldığında doğan kazanç vergiye tabi olacak mıdır?

Bu soruya iki şekilde yanıt verilmektedir. Bunlardan birisi bu halde vergileme yapılamayacağı yönündedir, zira beş yıllık süre geçmiştir veya veraseten iktisap edilen gayrimenkulün üzerine inşaat yapılması işi bir ticari faaliyet değil, gayrimenkulün değerlendirilmesidir.

Diğer görüş ise, inşaatçılık işinin kar elde etme amaçlı olduğu ve duruma göre ya ticari kazanç, ya da değer artış kazancı sayıldığı, bu nedenle vergilendirilmesi gerektiği yönündedir.

Zira satışın, satın alınan veya veraseten iktisap edilen gayrimenkul olmadığı, inşa edilip satılan daire veya dükkanlar olduğudur. Bu ise yeni bir edinim sayılır.

Bu halde satın alınan veya veraseten iktisap edilen gayrimenkulün emsal bedeli, maliyetler arasında yer alacağı için, bunların vergilendirilmesi söz konusu olmayacak, vergileme, her türlü maliyet unsurundan fazla elde edilen artık değer üzerinden yapılacaktır.

Örneğin üzerine inşaat yapılan arsanın emsal bedeli 400.000 TL ise, bu bedel maliyet olarak kayıtlanacaktır.

Eğer arsa veraset vergisinde 50.000 TL gösterilmiş, yahut arsa beş yıldan önce 50.000 TL’ye satın alınmışsa, maliyete bu değerlere göre değil, emsal bedeli olan 400.000 TL’ye göre dahil edilecek, 350.000 TL tutarındaki fark vergi dışı bırakılacaktır.

Ayrıca inşaat işi belli bir organizasyonu gerektirir ve ürünleri de piyasa ekonomisine sunulur. Belli organizasyon gerektiren ve piyasa ekonomisine sunulan imalat işleri, ticari niteliktedir ve vergilendirilmesi gerekir.

Yukarıda açıklanan ikinci görüş, genelde vergi dairelerinin görüşüdür ve uygulandığına da sıkça rastlanmaktadır.

Bize görede üzerine bina yapılan arsa ister beş yıldan fazla satın alınmış olsun, ister veraseten ntikal etsin, üzerine birden çok yapı yapılması ve bunların aynı yıl veya izleyen yıllarda satılması vergiye tabi bir faaliyet sayılır.

Bu halde işin devamlılık göstermesi ticari faaliyet sayılır ve elde edilen kaznç ticari kazanç olur faaliyetin arızilik göstermesi halinde ise değer artış kazancı olarak değerlendirilir.

 

BİLANÇO ESASINA GÖRE

TİCARİ KAZANÇ

Bilanço esasında ticari kazanç, öz sermaye karşılaştırılması suretiyle tesbit edilir. Buna göre işletmenin dönem sonundaki öz sermayesinden dönem başındaki öz sermayesi çıkarılır ve aradaki fark, kar veya zarar olarak kabul edilir.

Eğer yıl içinde işletmeye bir değer konmuş ise, tutarı bu farktan indirilir, yok eğer işletmeden bir değer çekilmiş ise, emsal bedeli üzerinden bu farka eklenir.

Bilançolara göre ticari kazancın tespiti sırasında Vergi Usul Kanununun değerlemeye ait hükümleri uygulanır. Ayrıca Gelir Vergisi Kanununun 40 ve 41’inci maddeleri nazara alınır.

İşletmeye ait her türlü giderler kayıtlanır, örneğin her türlü para ve vergi cezaları, teşebbüs sahibinin suçlarından doğan tazminatlar, ödenmemiş sigorta primleri giderleştirilir.

Halbuki bu giderler vergi matrahının tayininde kabul edilmez. Ve vergi matrahı hesaplanırken yıllık gelire eklenir. (GVK md.41)

Bu halde kabul edilmeyen giderler kayıtlandığında, bu giderler beyan edilen vergi matrahına, beyanname üzerinde eklenir ve toplam üzerinden vergi salınır

Sigorta primleri izleyen yıllarda ödendiğinde gider kaydı yapılmaz, ancak tutarı beyanname üzerinde indirim konusu yapılır. Ödemeye ilişkin kayıt yapılacağı ve ilgili hesabın kapatılacağı şüphesizdir.

İŞLETME HESABI ESASINA GÖRE TİCARİ KAZANCIN TESBİTİ

İşletme hesabına göre ticari kazanç düzenlenen işletme hesabı özetine göre tesbit edilir.Bu özet yıllık beyannamenin ekinde yer alan 5 no.lu tabloya aktarılır.

Bu tablo gelir ve gider olarak iki unsurdan ibarettir. Gelir ve giderler arasındaki fark kar veya zararı ifade eder.

Tablonun gider tarafına dönem başı emtia mevcudu, dönem içinde satın alınan emtia ve giderler yazılır.

Gelir tarafına ise dönem içinde elde edilen hasılat, varsa diğer gelirler ve dönem sonu emtia mevcudu yazılır.

Bilanço esasına göre ticari karın tesbitine ilişkin olarak yukarıda açıklanan hususlar işletme defterine tabi tüccarlar için de geçerlidir. Ancak bu halde GVK md. 41’de yazılı ödemelere ait özelliklere dikkat etmek gerekir. .

 

İNDİRİLECEK GİDERLER

1- Genel giderler: Ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderler indirim konusu yapılır.

İhracat, yurt dışı inşaat, onarma, montaj ve taşımacılık işlerinde bulunan mükellefler ayrıca bu faaliyetlerden döviz olarak elde ettikleri hasılatın binde beşini götürü gider olarak indirebilirler.

İş adamları öteden beri hep yurt dışı işlerinde belgelendirilemedikleri giderleri olduğunu, bu giderlerinin belgesiz kaydının kabul edilmesini istemişlerdir.

Bunu temin için götürü gider usulü ihdas edilmiş ve bu gider için belge temin edilmesi öngörülmemiştir.

Gider götürü de olsa, yani belgesi olmasa bile ödemenin işletmeye dahil kaynaklardan, örneğin kasadan yapılması gerekir, mükellefin cebinden yaptığı ödeme şahsi harcama niteliği taşır.

2-  Hizmetli ve işçilerin iş yerinde veya iş yerinin
müştemilatında iaşe ve ibate giderleri, tedavi ve ilaç
giderleri, sigorta primleri ve emekli aidatı, giyim
giderleri indirim konusu yapılır.

Bu başlıkta yer alan giderlerin özellikli durumları şöyledir.

√ İş yerinde verilen yemek bedelleri için herhangi bir sınırlama yoktur. Ancak dışardan yemek temin edildiğinde 2011 yılı için ücretli başına 10,70 liradır. Bu tutar 2012 yılı için yeniden değerleme oranı olan %10,2 ‘ye göre artırılarak uygulanacaktır.

Dışardan yemek temini için fatura alınması, faturada KDV gösterilmesi ve faturayı kesen yerin gelir veya kurumlar vergisi mükellefi olması gerekir.

√ Tedavi ve ilaç giderleri

Tedavi giderleri geniş tanımı olan bir terimdir. İş yerlerinde nadiren yapılır, ancak tedaviler hep hastanelerde görülür.

Hastanelerde görülen tedavi giderleri kabul edilmemekte, ancak reçeteye göre iş yerlerinde verilen ilaç giderleri kabul edilmektedir.

√ Sigorta primleri.

Sigorta primi gider yazılır ancak ödenmez ise vergi matrahına eklenir. İzleyen yıllarda ödendiğinde yine beyanname üzerinde gelirden indirilir. Bilanço defteri tutuluyorsa ödenmemiş sigorta pirmi ödendiğinde kasa ile kapatılır.

√ Giyim giderleri.

İş yerlerinde demirbaş olarak kullanılan giyim giderleri ya amortisman yoluyla ya da doğrudan gider yazılarak yok edilir. Örneğin şantiyelerde kullanılan başlıklar, botlar, üstlükler, eldivenler gibi giyim eşyaları.

3-  İşle ilgili olmak şartıyla sözleşme ve ilama veya kanun emrine istinaden ödenen zarar, ziyan ve tazminatlar:

Zarar, ziyan ve tazminat sözleşme veya ilama dayalı olarak ödendiğinde gider yazılır ve giderleştirme ödemenin işle ilgili olmasına bağlıdır, işle ilgili değilse kabul edilmez.

Sözleşmeye dayalı zarar ve tazminat ödenebilmesi için sözleşmenin önceden düzenlenmesi ve sözleşmede öngörülen şartlara uyulmaması halinde tazminat ödeneceğinin yazılı olması gerkir.

Örneğin taşıttırılan bir malın taşıma sırasında kaybolması veya hasara uğraması halinde taşıyıcının bu hasarı karşılaması sözleşmeye yazılmalıdır. Bu halde yapılan ödeme gider sayılır.

Böyle bir sözleşme yapılmaması halinde olay dava konusu yapılır ve mahkeme de bir tazminata karar verirse, bu halde de ödenen para gider yazılır.

Veya malın teslimi için bir süre tesbit edilmiş ve bu süre içinde teslim olmadığında sözleşme ile bir tazminat öngörülmüşse, bu halde de yapılan ödeme gider yazılır.

Dikkat edileceği üzere ödenen zarar, ziyan ve tazminatlar işle ilgili olacaktır, aksi halde kabul edilmez.

Örneğin işveren özel aracı ile kaza yapar ise bu kaza sonucu mahkeme kararına göre ödediği tazminat gider yazılamaz.

4- Seyahat ve ikamet giderleri:

İş gezisi, satın alma, keşif, teklif verme, fuara gitme gibi işle ilgili seyahat harcamaları, belgelerine istinaden giderleştirilir.

Giderler, yolculuk biletleri, konaklama yeme ve benzeri ödemelerden oluşur.Yemek bedelleri içindeki içkiler gider kabul edilmez.

Dış ülkelerde yapılan harcamaların belgesinin yabancı dilde ve yabancı paraya dayalı olacağı şüphesizdir. Bu halde belgenin tercüme ettirilmesine veya onaylattırılmasına gerek yoktur. Ancak yabancı para, fatura tarihindeki TCMB’nın döviz alış kuruna göre Türk Lirasına çevrilerek kayıtlanır.

Şu hususlar çok önemli, seyahat süresi ve harcamaların işin mahiyeti ile orantılı olması gerekir. Örneğin yurt dışında bir fuara gidiliyor ve fuar da yedi günlük ise, bu süreye düşen giderler esas alınır, bir veya iki ay yurt dışında kalınmışsa bu süre kabul edilmez.

Veya bayram günlerindeki, yıl başlarındaki seyahatlerin işle ilgili olduğu ileri sürülemez ve kabul edilmez.

Turlarla yapılan seyahatler tatil seyahatleridir, bir iş görülse bile uyuşmazlığa neden olabilir. Gider yazılmamalıdır.

5- Taşıt giderleri:

Taşıtların iki çeşit gideri vardır. Biri kullanım giderleri, yakıt ve bakım giderleri gibi, diğeri de amortismanlarıdır.

Kullanım giderleri, kiralanan araçlar için de geçerlidir. Ancak amortisman gideri aktifte kayıtlı araçlar için kabul edilir. Aktifte olmayan veya kiralanmış bulunmayan araçlar işte kullanılsa bile giderleri kabul edilmez.

Aktifte olan veya kiralanan aracın işte kullanılması gerekir, ancak özel işte kullandığı tesbit edilemediği için giderlerinin tamamı kayıtlanabilmektedir.

Aktifte kayıtlı binek araçlarının amortismanının kıst amortisman usulüne tabi olduğunu hatırlatmak isteriz. (VUK md. 320)

6- Vergi ve harçlar.

Vasıtalı vergiler, işletme için bir gider unsuru teşkil eder ve kayda alınır. Bina, arazi, gider, istihlak, damga, belediye vergileri ile harçlar, gider yazılabilecek vergilerdendir.

Bu vergilerin giderleştirilmesi işle ilgili olduğunda mümkündür. KDV de bir vasıtalı vergi olduğu halde gider yazılması kabul edilmez. Ancak KDV’nin gider yazılması mükellefin üstünde kalmasına bağlıdır. Şöyle:

Binek araçlarının KDV’sinin indirimi kabul edilmez, ancak indirilemeyen bu vergi ya giderleştirilir ya da maliyete eklenerek yok edilir.

Diğer yandan işin tasfiye edilmesi halinde indirilemeyen ve devreden KDV tasfiye giderlerine atılarak yok edilir işin devam etmesi halinde indirilebilir KDV gider yazılamaz.

7- Amortisman giderleri:

İşletmede sürekli kullanılan iktisadi kıymetler, amortisman yoluyla giderleştirilir. İşletmede kullanma tabiri, iktisadi kıymetin belgesinin temin edilmiş ve yevmiye defterine kaydedilmiş olmasını ifade eder.

Amortisman kıymetin kullanma süresine göre ayrılır, bu süre içinde bir dönem ayrılmayan amortisman bir daha ayrılamaz, bu yüzden amortisman süresi uzatılamaz.

Geçici vergi dönemlerinde yıllık amortisman esas alınarak bu döneme düşen amortisman giderleştirilir.

Binek araçlarının amortismanı, yukarıda da değinildiği gibi kıst amortisman usulüne göre ayrılır. (VUK md.320)

8- Sendika aidatı:

İş verenlerce, yasaları gereği sendikalara ödenen aidat giderleştirilir. Ancak aidatın bir aylık tutarı, işçilere ödenen çıplak ücretin bir günlük toplamını aşamaz.

9- İşverenlerin, ücretliler adına ödedikleri bireysel
emeklilik sistemine ait katkı payları:

İşverenler tarafından ücretliler adına bireysel emeklilik sistemine ödenen katkı payları, ödemenin yapıldığı ayda giderleştirilir.

Ancak işverenler tarafından ödenen ve gider yazlan bu katkı paylarının toplamı, ödemenin yapıldığı ayda elde edilen ücretin %15’ini ve yıllık olarak asgari ücretin yıllık tutarını aşamaz. Gerek işverenler tarafından bireysel emeklilik sistemine ödenen katkı payları, gerekse hizmet erbabı tarafından ödenen katkı payları ödendiği anda elde edilen ücretin %15’ini aşamaz  (GVK md.40/9, 63/3)

10- Fakirlere yardım:

Fakirlere yardım amacıyla gıda bankacılığı faaliyetinde bulunan dernek ve vakıflara bağışlanan gıda, temizlik, giyecek ve yakacak maddelerinin maliyet bedeli gider yazılır.Şartları ise şöyle:

√ Bağış dernek ve vakfa yapılacaktır. Bu derneklerin tüzüğünde, ihtiyacı olanlara yardım yapılacağı yazılı olmalıdır.

√ Bağışlar ihtiyacı olanlara dağıtılmak üzere yapılmalıdır.

√ Bağışlar için fatura düzenlenecek ve faturaya bağışa dair şerh yazılacaktır.

√ İşletmeye dahil mal bağışlandığında fatura bedeli bir yandan gelir diğer yandan gider yazılacaktır.

√ Bağışlar KDV’den müstesnadır ve girdi KDV’si de indirim konusu yapılmaz, gider olarak yazılır. (GVK Gn.Teb. no: 251)

 

KABUL EDİLMEYEN GİDERLER

1- Teşebbüs sahibi ile eş ve çocuklarının işletmeden
çektikleri paralar ile aldıkları iktisadi kıymetler.

İşletmeden çekilen kıymetler emsal bedeline göre değerlenir ve hasılat olarak kayıtlanır ve KDV uygulanır.

KDV’nin faturada gösterilmesi zorunludur. Bu nedenle çekilen ayınlar için mükellefin kendi adına fatura düzenlemesi ve bu faturada KDV’yi göstermesi uygun olur. Uygulama da bu şekilde yürütülmektedir.

2- Teşebbüs sahibinin kendisine, eşine, küçük                çocuklarına ödenen aylıklar, ücretler ikramiyeler,                komisyon ve tazminatlar.

Küçük çocuk tanımı GVK md. 32’de şöyle yapılmıştır.

“…. çocuk tabiri, mükellefle birlikte oturan veya mükellef tarafından bakılan 18 yaşını veya tahsilde olup 25 yaşını doldurmamış çocukları, “eş” tabiri ise, aralarında yasal evlilik bağı olan kişileri ifade eder.”

“Nafaka verilenler, evlat edinilenler ile ana veya babasını kaybetmiş torunlardan mükellefle birlikte oturanlar” da çocuk tabiri içindedir.

Bu hüküm asgari geçim indirimine ilişkin maddede olsa bile, Gelir Vergisi Kanununda yer aldığı için, bu kanunun uygulanması sırasında geçerli kabul edilmesi gerekir.

Gelir vergisi artan oranlı olarak uygulanır. Gelirin aile bireyleri arasında aylık, ücret, ikramiye, komisyon ve tazminat olarak bölünmek suretiyle düşük oranda vergilenmesi kabul edilmemiştir. Bu hüküm gelirin bölünmesini önlemeye yöneliktir.

3- Sermaye için hesaplanan faiz.

Teşebbüs sahibinin işletmesine koyduğu sermaye için faiz yürütüp gider yazamaz. Zira bu sermaye bir başkasından alacak değil, kendi parasıdır, faiz, borçlu tarafından yürütülür.

4- Teşebbüs sahibinin, eşini ve küçük çocuklarının işletmeden alacakları üzerinden yürütülen faizler.

5- İlişkili kişilerle yapılan işlemler.

Teşebbüs sahibinin ilişkili kişilerle olan işlemlerinin emsaline uygun olması gerekir.Bu işlemler mal alım ve satım, hizmet alım ve satım, ücret, kiralama ve kiraya verme imalat ve inşaat işlemleri gibi işlemlerdir.

Emsallere uygun bedel veya fiyatlar ile teşebbüs sahibince uygulanmış bedel veya fiyat arasındaki işletme aleyhine oluşan farklar işletmeden çekilmiş sayılır.

İşletmeden çekilmiş sayılan bu farklar giderleştirilemez, giderleştirildiğinde matrah farkı kabul edilir.

Teşebbüs sahibinin eşi, üstsoy ve alt soyu, üçüncü derece dahil yansoy ve kayın hısımları ile doğrudan veya dolaylı ortağı bulunduğu şirketler, bu şirketlerin ortakları, bu şirketlerin idaresi, denetimi veya sermayesi bakımından kontrolü altında bulunan diğer şirketler, ilişkili kişi sayılır.

İmalat ve inşaat, kiralama ve kiraya verme, ödünç para alınması veya verilmesi, ücret, ikramiye ve benzeri ödemeleri gerektiren işlemler, her hal ve şartta mal veya hizmet alım ya da satımı olarak değerlendirilir.

İşletmeden çekilmiş sayılan farklar, ilişkili kişi tarafından beyan edilmiş gelir ve kurumlar vergisi matrahının hesabında dikkate alınmış ise, ilişkili kişinin vergilendirme işlemleri buna göre düzeltilir.

İlişkili kişiler ve bu kişilerle yapılan işlemler hakkında bu maddede yer almayan hususlar bakımından Kurumlar Vergisi Kanununun 13’üncü maddesi hükmü uygulanır.

Bu maddede iki hususa dikkat etmek gerekir, bunlardan birisi ilişkili kişilerle yapılan işlemlerin emsaline uygun olmayanlardan doğan ve işletme aleyhine oluşan farkların işletmeden çekilmiş sayılacağıdır.

İşletmeden çekilmiş kıymetlerin emsal bedeline göre değerleneceği ve buna göre kayıt yapılacağı tabiidir. Yani gelir yazılacağı şüphesizdir.

Dikkat edilecek diğer husus da ilişkili kişilerin emsaline uymayan işlemlerinin de kendi bünyelerinde düzeltilmesi gerektiği yönündedir.

Böylece her iki taraf kayıtlarını, emsaline uygunluk ilkesine göre düzeltmiş olacaklardır.

6- Her türlü para cezaları ve vergi cezaları ile teşebbüs sahibinin suçlarından doğan tazminatlar giderleştirilemez.

Tarafların yaptığı akitlerde cezai şart olarak öngörülen tazminatlar cezai nitelikte tazminat sayılmaz ve gider yazılır.

Örneğin inşaat sözleşmesinin süresinde gerçekleştirilmemesi halinde öngörülen cezai şart gider yazılır.

Ancak teşebbüs sahibinin üçüncü kişilere verdiği zarar dolayısıyla verilen tazminatlar gider kabul edilmez. Zira bu ticari faaliyet kapsamında bir ödeme değildir.

Bu tazminatın uzlaşma veya mahkeme kararına göre ödenmesi tazminatın mahiyetini değiştirmez.

7- Her türlü alkol ve alkollü içkiler ile tütün ve tütün mamullerine ait ilan ve reklam giderlerinin %50’si .

8- Kiralama yoluyla edinilen veya işletmede kayıtlı olan yat, kotra, tekne, sürat teknesi gibi motorlu deniz, uçak ve helikopter gibi hava taşıtlarının gider ve amortismanları giderleştirilmez.

Ancak bu taşıtlar işletmenin faaliyet konusu işle ilgili olduğunda hem giderleri ve hem de amortismanları gider yazılabilir.

Örneğin tekne ve hava taşıtları turistik amaçlı olarak işletildiğinde gider ve amortismanları kabul edilir.

9- Kullanılan yabancı kaynakları öz kaynaklarını aşan işlemlerde, aşan kısma münhasır olmak üzere, yatırımın maliyetine eklenenler hariç, işletmede kullanılan yabancı kaynaklara ilişkin faiz, komisyon, vade farkı, kar payı, kur farkı ve benzeri adlar altında yapılan gider ve maliyet unsurları toplamının %10’unu aşmamak üzere Bakanlar Kurulunca kararlaştırılan kısmı gider kabul edilmez.

Belirlenecek oranı sektörler itibariyle farklılaştırmaya Bakanlar Kurulu, bendin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkilidir. (GVK md.41/9).

10- Basın yoluyla işlenen fiilerden veya radyo ve televizyon yayınlarından doğan maddi ve manevi zararlardan dolayı ödenen tazminatlar gider yazılmaz.

 

KABUL EDİLMEYEN GİDERLERİN KAYDI

GVK md. 41’de yazılı giderlerin kabul edilmemesi, bunların giderleştirilmeyeceği anlamında değildir.

Bu harcamalar da gider yazılır ve ticari kazanç buna göre çıkarılır. Bu usul muhasebenin genel kuralıdır ve vergicilikle ilgili değildir.

Ancak bu giderler, mali karın hesaplanmasında kabul edilmez ve hesaplanan ticari kazancın beyannamede gösterilmesi halinde, ticari kazanca eklenerek vergi salınır.

Diğer bir ifade ile Tek Düzen Hesap Planına göre her türlü tazminat ve cezai nitelikteki ödemelerle 41’inci maddede sayılan sair ödemeler kanunen kabul edilmeyen gider olarak kayıtlanır ve nazım hesaplarda gösterilir.

Beyanname üzerinde matraha eklendiğinde nazım hesap kapatılır. Zira nazım hesaplar, ilgili kaydın izlenmesini sağlamak için kullanılır.

 

YILLARA TAŞAN İNŞAAT VE ONARMA İŞLERİ

Kazancın tesbiti

Birden fazla takvim yılına sirayet eden inşaat ve onarma işlerinin kar veya zararı işin bittiği yılda kesin olarak tesbit edilir ve tamamen o yılın geliri sayılarak, mezkur yıl beyannamesinde gösterilir.

Dekapaj işleri de yıllara taşan inşaat işi sayılır. Bilindiği gibi dekapaj, özellikle kömür gibi madenlerin üstündeki toprağın kaldırılması işidir.(GVK md.42-44)

Her inşaat ve onarma işinin hasılat ve giderleri ayrı bir defter veya hesaplarda yürütülür, zira her bir işin karının ayrı çıkarılması ve izleyen yılda beyan edilmesi gerekir.

Genel giderlerin dağıtımı

Sadece yıllara taşan bir iş yapıldığında her türlü gider ve amortismanlar, yürütülen işe mal edilir.

Ancak birden fazla inşaat işi veya diğer bir iş ile birlikte yapıldığında giderler dağıtılır, şöyle,

1- Birden fazla inşaat işi birlikte yapılması halinde genel giderler, her bir işe ait harcamaların birbirine olan oranına göre dağıtılır.

Dağıtım işinin her yılın sonu itibariyle yapılması gerekir.

2- Yıllara sari bir inşaat işinin inşaat işi olmayan bir işle birlikte yapılması halinde inşaat işine ait harcama ile diğer işlere ait satış ve hasılat tutarlarının birbirine olan oranlarına göre genel giderler dağıtılır.

3- Amortismanların dağıtımında ise ilgili demirbaşın kullanıldığı gün sayısı esas alınır.

Örneğin bir makina bir işle üç ay, diğerinde dokuz ay kullanılmış ise amortismanı dörtte bir oranına göre dağıtılır.

İşin bitim tarihi.

Birden fazla yıla taşan inşaat işlerinde işin bitim tarihi, gelirin beyanı açısından önem taşır.

Bu nedenle işin bitim tarihinin kesin olarak tesbiti gerekir. İşin bitim tarihi, işin özelliği dikkate alınarak tesbit edilir, şöyle:

İhaleli işlerde işin bitimi.

İnşaat ve onarma işi bir makam tarafından ihale edilmişse yüklenici işi ihale şartlarına ve belli edilen sürede bitirererek sahibine teslim etmesi gerekir

İşin teslimi, ihale makamı ile yüklenici arasında düzenlenen tutanağa göre yapılır. Bu tutanakta bir tarih gösterilir, ancak tutanak tarihi işin bittiğini ifade etmez.

İşin bitimine ilişkin olarak, düzenlenen tutanağın idarece onaylanması gerekir. Zira tutanağın düzenlenmesi işin bittiğini göstermez. Bu nedenle tutanağın idarece onay tarihi işin bitim tarihi kabul edilir ve bu tarih itibariyle işin kar ve zararı tesbit edilir ve tamamı bu yılın geliri sayılır.

İhaleli olmayan işlerde bitim tarihi.

İhaleli olmayan diğer işlerde inşaatın tamamlandığı ve sahibince teslim alındığı tarihte iş bitmiş sayılır.

Örneğin bir mesken yapı kooperatifine ait sitenin inşa edilerek kooperatife teslimi ve kooperatifin de teslim olmasıyla inşaat bitmiş sayılır. Teslim ve tesellüm tutanağının düzenlendiği tarih işin bitim tarihi sayılır.

İnşaat bitirilmez ve iş fiilen bırakılır ise, doğacak uyuşmazlıklar dikkate alınmadan işin fiilen bırakıldığı tarih işin bittiği tarih sayılır. Bu tarihe kadar olan dönemler için kar ve zarar çıkarılır ve bu tarihe göre beyan edilir.

Bitimden sonraki giderler.

İnşaat ister ihaleli, ister diğer şekillerde olsun iş kabul edildikten sonra ilave işler mevcut olabilir veya çıkabilir.

Yüklenicinin üstlendiği bu işlere ilişkin giderler, biten işe mal edilmez, bu giderler yapıldığı yılda kayıtlanır.

Eğer işin bitiminden sonra yüklenici bu işle ilgili olarak, daha önce tahakkuk etmemiş bir istihkak elde ederse, bu istihkak da elde edilen yıla mal edilir.

İşin bitim tarihi itibariyle istihkaka bağlanan hasılatın, biten işe ait olacağı tabiidir, zira ticari kazançlarda tahakkuk esası geçerlidir.

İşin bitiminden sonra elde edilen hasılat bu kapsamda değildir,zira işin bitiminden önce tahakkuk ettirilmemiş işin bitimi tarihinden sonra elde edilmiştir.

 

YILLARA TAŞAN İNŞAAT VE ONARMA İŞLERİNDE                                    MUHASEBE KAYITLARI

1- İhaleli İşlerin Muhasebesi

Yıllara taşan inşaat ve onarma işini alan yüklenici, bu işe ilişkin harcamaların kayıtlarını 170-178’li hesap numaralarında takip eder.

Bu hesaplar, her işin maliyetlerinin oluşturulduğu hesaplardır. Bu hesaplar her bir proje bazında tutulur ve kar ve zararı da projesi esas alınarak çıkarılır.

Yıllara taşan inşaat ve onarım işleri, bir mal imal işi değil, hizmet ifa işi kabul edilmektedir.

Bu nedenle yıl içinde yapılan

• İlk madde ve malzeme giderleri ile,

• İşçilikler doğrudan

740 hesaba yazılır. Diğer harcamalar, yani inşaatın maliyetine direkt girmeyen giderler ise yılı içinde 750, 760, 770 ve 780 hesaplarda izlenir. Bu hesaplar her bir iş için ayrı ayrı tutulur ve yıl sonlarında işlerin durumuna göre yansıtma hesabı aracılığı ile 170-178 no.lu hesaba aktarılır.

Yıl sonlarında 740 hesabın bakiyesinin de 170 hesaba aktarılacağı tabiidir.

2- İnşaat İşinin Bitiminde

İnşaatın devam ettiği yıllarda 170-178 no.lu hesaplarda biriken giderler işin bitiminde 622 no.lu Satılan Hizmet Maliyetleri Hesabına atılarak kapatılacaktır.

622    St. Hiz. Mal.                        —

170 Y.S. İnş. Mal. His.                                  —

Böylece işin maliyeti 622 hesapta toplanır ve buna göre kar hesaplanır.

3- Hak Ediş Bedelleri.

Yıllara taşan inşaat işinin hak ediş bedelleri, düzenlenen istihkak raporları ile tahakkuk ettirilir ve her bir tahakkuk tutarı 350 hesaba alınır.

Hak edişlerden %3 vergi kesintisi yapılır ve bu kesinti 295 hesaba kaydedilir. Bir hak edişe ilişkin kayıt şöyle yapılır.

102    Bankalar                              —

295    Peş.Öd. Ver.                       —

350 Hak Ediş.                                                —

Her hak edişler yukarıdaki gibi kayıtlanır, tahsilat olmadığında 102 hesap yerine 120 hesap çalıştırılır.

İşin bitiminde 295 hesap bakiyesi 193 hesaba aktarılarak kapatılır ve 193 hesap bakiyesi de işin karı üzerinden salınan vergiden indirilir.

Yıllara taşan işlere ait istihkaklar üzerinden kesilen %3’lük vergi sadece bu işe ait olarak salınan yıllık vergiden indirilir, daha önce indirim konusu yapılmaz.

Ancak yıllık olarak salınan vergi kesinti yoluyla ödenen vergiden az olduğunda aradaki fark iade olarak istenir.

İşin bitiminde 350 hesapta toplanan hak edişler 351 hesap aracılığı ile 600 hesaba aktarılır. Muhasebe kaydı şöyle yapılır.

350    Hesap                                  —

351    Hesap                                  —

600 Hesap                                                     —

Netice hesaplarının 690 hesaba atılarak kapatılacağı şüphesizdir.

690 hesap dönem bitince 570 hesapla kapatılır ve vergi ile yedekler bu hesap bakiyesi üzerinden ayrılır.

Hesaplanan vergi 570 hesabın borcuna karşılık 370 hesaba yazılır. Bu hesaptan kesinti yoluyla ödenen ve 371 hesapta izlenen tutar indirilir ve kalan 360 hesaba aktarılır.

Kesinti fazla ise farkın yazılı olarak iadesi istenir.

Kesilen Verginin Mahsubu

İşin bitiminde hesaplanan kara ilişkin vergi 370 hesaba alacak ve dönem karı hesabının borcuna yazılır.

Vergi tahakkuku yapılınca 370 hesap kapatılır ve 371 hesaba alacak yazılır. Böylece beyannameye göre tahakkuk ettirilen vergi 371 hesabın alacağında yer alır.

Tevkif edilen ve 193 hesabın borcunda yer alan tutar 371 hesabın borcuna aktarılarak mahsup işlemi yapılır ve 193 hesap kapatılır.

Böylece 371 hesabın alacak bakiyesi doğduğunda bu bakiye 360 hesaba aktarılır ve vadesinde ödenir.

Eğer kesinti yoluyla ödenen vergi, beyan üzerinden salınan vergiden fazla olursa, bu fazlalık mükellefe iade edilir.

İade için kesintiye ilişkin belgelerin de eklenerek bir dilekçe ile başvurulması gerekir. Başvuruyu vergi dairesi değerlendirir.

İade vergi borçlarına mahsuben yapılabileceği gibi nakden de olabilir. Dilekçede bu husus belli edilmelidir.

Nakden iade talebi halinde 10.000 liralık kısım incelemesiz yapılır, aşan kısımlar, incelemeye göre iade edilir. (GVK Gn.Teb. no: 252)

İstihkaklar üzerinden %3 oranına göre kesilen vergi, bu kazanç üzerinden salınan vergiden mahsup edilir, daha önce hiç bir şekilde vergi borcuna sayılmaz.

 

YILLARA TAŞAN İŞLERE AİT DİĞER HUSUSLAR

Zaman Aşımı

Yıllara sari inşaat işinde zaman aşımı, işin bittiği yılı izleyen yıl başından itibaren başlar ve beş yıldır. Örneğin iş 25.11.2011’de bitmiş ise zaman aşımı 31.12.2016’da sona erer.

√ Vergi Kesintisi

Yıllara taşan inşaat ve onarma işine ait istihkak ödemelerinden %3 kesinti yapılması zorunludur. Ancak kesinti herhangi bir nedenle yapılmamışsa pişmanlıkla beyan edilip ödenmesi gerekir.

Eğer işe ait sözleşme yılı taşmayacak şekilde yapılmış ancak iş fiilen ertesi yıllara taşmışsa, bu iş yılara taşan iş kapsamında değerlendirilir. Bu halde ödenen istihkakların %3 vergi kesintisi aranır.

Veya işin sözleşmesi bir yıl olduğu halde sözleşme uzatılırsa da, iş yıllara taşan iş sayılarak kesinti ve işin karı buna göre yapılır ve beyan edilir.

√  Yıllara Taşan İşin Geçici Vergisi

Yıllara taşan inşaat işi, geçici vergi ile ilişkilendirilmez, başka işler dolayısıyla verilen geçici vergi beyannamesine, bu işin karı dahil edilmez, zira kesilen %3’lük stopaj geçici olarak ödenir, ayrıca geçici vergi istenmez.

 

DİĞER İNŞAAT İŞLERİ – YAP-SATÇILIK

Genel Açıklama

Daire, dükkan, fabrika, bina veya benzer nitelikteki gayrimenkulleri inşa edip satmak, ticari faaliyettir ve proje çizim veya inşaat ruhsatı tarihi itibariyle mükellefiyet tesisini gerektirir.

Özel ihtiyaçtan fazla daire yapılması halinde işin ticari olduğu kabul edilir, zira Gelir İdaresi Başkanlığı ihtiyaçtan fazla yapılan dairelerin, piyasa ekonomisi kurallarına tabi olduğunu düşünmekte ve uygulamayı da bu yönde geliştirmek istemektedir. Bu halde mükellefiyet, ticari faaliyet kapsamında, işin başında tesis ettirilir.

Aslında özel ihtiyaçtan fazla inşa edilen daire ve dükkanların satış amaçlı olduğu, başlangıçta özel amaçlı düşünülse bile bilahare bir veya birden fazlasının satışa sunulduğu görülmektedir.

Örneğin önce özel amaçlı on beş daireli bir inşaata başlanıyor ve mükellefiyet tesis edilmiyor, hatta masraflara ait belge alınmıyor veya saklanmıyor, bilahare satışa karar veriliyor.

Birden fazla satış olduğunda iş ticari faaliyet kapsamına giriyor ve bu halde vergi daireleri inşaatın başlangıcından itibaren mükellefiyet kaydını yapıyor.

Muhtasar, geçici vergi ve KDV beyannameleri isteniyor, defter ve belge tasdikinin yapılmadığı ileri sürülüyor. Dahası form Ba-Bs mükelleften aranıp ceza kesilmesi yoluna başvuruluyor.

Özetle: Gelir İdaresi Başkanlığı, özel ihtiyaçtan fazla olan inşaatlar, özel inşaat sayılmaz ve bu iş ticari faaliyet kapsamına girer şeklinde düşünmektedir.

İdarenin görüşü bu yöndedir, yargının ne yönde bir karar vereceğini söylemek zordur. Buna göre tercih kullanabilirsiniz.

Pişmanlıkla Bildirim

Önce özel inşaat şeklinde başlandığı halde sonradan karar değiştirerek daire veya iş yeri satışı yapılırsa, tek yol pişmanlıkla bildirimde bulunmak olur.

Zira defter tasdik süresi geçmiş, fatura bastırılmamış ve kesilmemiş,belgeler alınıp saklanmamış, KDV, muhtasar ve geçici vergi beyannameleri verilmemiştir.

Bu durumda gelir vergisi ile KDV ve muhtasar beyannameleri, pişmanlıkla verilmelidir. Ancak işin karının belgeye dayalı olarak tesbiti mümkün değildir. Mükellefin kendisi bir kar tayin ederek  beyanda bulunmalıdır. Vergi daireleri mükellefin beyanına göre vergi tarh ederler. (VUK md.30)

Bu halde kesilecek ceza yüzde elli oranında uygulanır. (VUK md.344)

Eğer daire veya iş yerlerinin inşaatı bitirilmeden mükellefiyet tesis ettirilmek istenirse, hiç bir satış yapılmadan defter tasdik ettirilmesi fatura bastırılması ve sonra mükellefiyet kaydının yaptırılması gerekir. (VUK md.221)

Bu halde, mükellefiyet tesisine kadar yapılmış olan inşaatın emsal bedeli 151 hesaba borç yazılmalıdır.

Emsal bedeli esas itibariyle bitmemiş inşaat maliyet bedeline karşılık olmalıdır.

Bu bedelin takdir komisyonuna takdir etirilmesi en doğru yoldur, ancak mükellefin de gerçekçi bir takdir yapması yadsınamaz. Örneğin birim maliyetine göre yapılan takdir geçerli sayılabilir.

Arsa karşılığı daire inşa edilmesi kesinlikle özel inşaat sayılmaz ve işin başından itibaren mükellefiyet tesisi, defter tutulması ve fatura bastırılması gerekir.

VERASET YOLUYLA EDİNİLEN ARSANIN KAT                                             KARŞILIĞI VERİLMESİ

Veraset yoluyla edinilen arazi, arsa veya binanın satışı gelir vergisine tabi değildir, zira bu halde ticari amaç yoktur ve bir değerleme söz konusudur.

Ancak söz konusu taşınmazlar daire veya dükkan karşılığı bir müteahhide verilir ve bu dükkan ve daireler satışa sunulur ise, bu işlemin durumu vergi karşısında ne olur?

Bu konu hakkında idarece yapılmış her hangi bir düzenleme yoktur, idare ve yargı yerlerinde farklı görüşler ileri sürülmektedir.

Vergi daireleri: Bir önceki bölümde açıkladığımız gibi özel ihtiyaçtan fazla inşa edilip satışa sunulan ve bu yönüyle ticari organizasyonu gerektiren bir faaliyet olduğunu ileri sürmekte ve kazancının vergilendirilmesi gerektiğini söylemektedir.

Zira bu halde veraset yoluyla intikal eden arsanın emsal bedelinin, inşaat maliyetleri arasında gösterileceği için, vergilemenin de söz konusu olmadığı, vergileme sadece inşa edilen dairelerin artık değeri üzerinden yapıldığı ileri sürülmektedir.

Yargı yerlerinde ise, bu işlemin bir değerleme olduğu ve vergileme kapsamına girmediği şeklinde karar verildiğine raslanmaktadır. Ancak vergileme yapılması yönündeki kararlar daha fazladır.

 

BU KONUDAKİ GÖRÜŞÜM ŞÖYLE

Veraset yoluyla intikal eden arazi, arsa veya binanın satışı gelir vergisine tabi değildir.

Eğer arazi ve arsa üzerine birden çok daire veya iş yeri yapılır ve bu bağımsız bölümler satılmaz ise, yine vergi mükellefiyeti doğuracak bir durum söz konusu olmaz.

Ancak inşa edilen bağısız bölümler, iskan ruhsatı alındıktan veya kat mülkiyeti tesis edildikten sonra beş yıl içinde satılırsa, değer artış kazancı hesaplanmasını gerektirir.

Zira daire veya iş yeri inşa edilmesi yeni bir edinimdir ve üzerine inşa edilen arsadan farklı bir mülkiyete konudur.

Bu halde değer artış kazancı, inşaatı yapan müteahhidin, arsa sahibine kestiği fatura bedeline göre hesaplanır, yapılan masraflar ayrıca indirilir.

Şu hususa dikkat ediniz bu bizim görüşümüz, bu halde bir sorun doğmaz. Ancak vergileme yapılamayacağı yönünde görüşler mevcuttur. Değerlemesini siz yapınız.

TİCARİ KAZANÇ İLE DEĞER ARTIŞ KAZANCI İLİŞKİSİ

Ticari kazanç ile değer artış kazancı, hem uygulamada ve hem de yargı yerlerinde farklı şekilde değerlendirilmekte ve bu yüzden de bir hayli ihtilaf doğmaktadır. Bu konuyu kısaca şöyle açıklamak mümkün.

Ticari kazanç, devamlılık gösteren bir faaliyet sonucu elde edilir ve özellikle belli bir sermaye ve organizasyonu gerektirir. Ayrıca üretilen veya satın alınan mal sürekli olarak piyasaya sürülür, satılamayanlar stok hesabında gösterilir.

Devamlılık kavramı vergicilikte, bir hesap dönemi içinde birden çok mal ve hizmet teslimi yapılmasını ifade eder. Yahut arka arkaya bir ve daha çok yıllarda mal ve hizmet teslimi, devamlılık unsurunun olduğunu gösterir.

Örneğin, kendi arsası üzerine bizzat veya arsa karşılığı inşaat yaptıran bir kimse, iskan ruhsatı veya cins tashihi işleminden önce veya sonra birden fazla iş yeri veya mesken satar ise, yaptığı veya yaptırdığı inşaat işinde devamlılık var demektir ve bu faaliyet ticari faaliyet sayılır.

Arsanın veraset yoluyla iktisap edilmesi, işin mahiyetini değiştirmez, zira arsa emsal bedeline göre inşaatın maliyetine eklenir ve böylece vergileme dışı kalır, vergileme inşaat organizasyonu sonucu elde edilen ticari kazanç üzerinden yapılır. Bu konuya daha önce yer verilmiştir.

Eğer inşa edilen iş yeri ve dükkanlar tapuda cins tashihi yapıldığı veya iskan ruhsatı alındığı yılda satılmaz, izleyen beş yıl içinde satılır ise, bu takdirde ticari kazanç değil, değer artış kazancı söz konusu olur. (GVK mük.md. 80/6)

Yapılan inşaata ait tüm bağımsız bölümler toptan bir kişiye satılır ise bu halde, ticari kazanç değil değer artış kazancı söz konusu olur. Bu nedenle değer artış kazancında süreklilik yoktur ve sahip olunan mal piyasaya sürekli değil, bir seferlik olarak sunulur.

Değer artış kazancı, ticari amaçla değil, mülk edinmek amacı ile iktisap veya inşa edilen daire ve iş yerinin iktisaptan sonra elden çıkarılmasından doğan kazançtır.

Değer artış kazancnın da iki önemli unsuru vardır, bunlardan birisi, bir dönem içinde birden fazla alım satımın olmaması, ikincisi de satın alınan veya inşa edilen mesken ve iş yerlerinin aynı yıl içinde birden fazlasının satılmaması yahut izleyen yıllarda satışa devam edilmemesidir.

Vergi daireleri ile denetim elemanlarının uygulamaları yukarıda anlatıldığı şekildedir. Ancak yargı yerleri bazen aynı doğrultuda, bazen de aksi yönde karar vermektedir.

Bir hususu eklemekte yarar var, o da şu, bir arsa üzerine daire ve iş yeri inşa edilmesi, yeni bir edinimdir ve arsa bedeli bu inşaatın girdi maliyetini teşkil eder. Arsanın maliyeti belli değilse VUK md. 267’de yer alan takdir esasına göre belli edilir.

Yukarıda da açıklandığı gibi özel ihtiyaçtan fazla yapılan inşaat işlerini vergi daireleri ticari faaliyet saymaktadır.

 

DAİRE KARŞILIĞI İNŞAAT İŞİNİN MUHASEBESİ

İster kendi arsası üzerine olsun ister bir başkasının arsası üzerine daire karşılığı bina inşa edilsin, her iki halde de yapılan faaliyet ticari faaliyet sayılır.

Bu halde inşa edilen dairelerin satışa sunulacağı kabul edilmektedir.

Satışa sunulmak üzere daire inşa işi, mal üretim işi anlamını taşır. Ticari amaçlı mal alım işi 153 hesapta, ticari amaçlı mal üretim işi de 150, 151 ve 152 hesaplarda izlenir.

İnşaat için alınan tüm inşaat malzemeleri önce 150 hesaba yazılır. Bu malzemeler inşaat sevk edildikçe 150 hesaptan 151 hesaba aktarılır. İnşaatın direkt girdileri 151 hesaba yazılır, zira bu hesap inşaatın toplam maliyetinin izlendiği hesaptır.

Diğer bir ifade ile 151 hesap bakiyesi inşaat bitince toplam maliyeti gösterir ve her bir bağımsız bölüme metre kare esasına göre dağıtım yapılır.

Dağıtım sonunda üretilen daire veya iş yerleri bu maliyete göre 152 hesaba alınır ve 151 hesap kapatılır.

Satışlar 152 hesaptan yapılır ve 620 hesap aracılığı ile hesaptan çıkılır.

İnşaat malzeme alımlarının izlendiği 150 hesabın bakiyesi, inşaat bittiğinde mevcut stokların durumunu gösterir.

İnşaat arsa karşılığı ise.

Yukarıda açıklanan inşaat ve arsa karşılığı şeklinde ise, arsa sahibine verilecek dairelerin inşaat maliyetine göre faturası kesilir ve 152 hesaba alacak yazılır.

Diğer bir ifade ile 152 hesaba yazılan ve arsa sahibine teslim edilen daireler bu hesaptan düşülmüş olur. Bu tutar kadar da arsa sahibine gider pusulası imzalatılır ve 152 hesaba borç yazılır.

Böylece 152 hesaba yapılan bu iki tutar birbirini dengeler ve müteahhide kalan dairelerin  maliyetini teşkil eder.

 

KARKAS HALİNDE YAPI SATIŞI

Karkas halindeki yapı, bitirilmemiş bir inşaat niteliği taşır. İnşaat ruhsatı, mesken, iş yeri veya başka bir şekilde bile olsa tamamlanmamış bina sayılır.

Karkas halindeki yapının ruhsatı örneğin mesken inşaatı şeklinde bile olsa, inşaat bitirilmeden yapı mesken sayılmaz, karkas bina sayılır.

Bazı hallerde ruhsatı mesken olduğu için, karkas halinde satış olsa bile daire satışı gibi %1 KDV uygulanmaktadır. Bize bu yönde sorular gelmektedir.

Karkas bina stışı %18 KDV’ye tabidir, zira ruhsatında mesken yazılı olmasının bir önemi yoktur, mesken tanımı kat mülkiyeti tesisini gerektirecek şekilde inşaat tamamlanınca yapılabilir.

YAP-SATÇILIK İŞİNDE FATURALARIN           KESİLME ZAMANI

Sürekli soru soruluyor, inşa edilen mesken veya iş yerlerine ait, inşaat bitmeden veya inşaat bittikten sonra satılan veya satış vaadi yapılan daire veya dükkanlar için fatura ne zaman kesilecektir diyorlar.

İnşaat bitmeden, iskan ruhsatı veya tapu kaydı yapılmadan önce yapılan satışlar için fatura kesilmez, zira ortada bir teslim yoktur ve dolayısıyla bir satış da söz konusu olmaz. Bu nedenle taraflar satış vaadi yapmış olur ve alınan bedeller de bir “avans” niteliği taşır.

Eğer müteahhit inşaatı bitirir ve anahtarı arsa sahibine veya alıcısına teslim eder ise, başka şart aranmadan 7 gün içinde fatura kesilmesi gerekir.

Bu halde tapu kaydı veya iskan ruhsatı tarihlerine bakılmaz. Zira anahtarı teslim edilen daire de teslim edilmiş ve sahibi kullanmaya başlamış demektir.

Eğer anahtar teslim edilmiş veya iskan ruhsatı alınmış dairenin tapusu verilmiş ise, bu teslim sayılır ve anahtar teslimi veya tapu tescil tarihinden itibaren yedi gün içinde fatura kesilmesi gerekir.

İş yerleri ve meskenlerin fiilen kullanılmaya başlanması teslimin olduğunun kesin delili sayılır ve süresinde fatura kesilmesini gerektirir.

Daire ve dükkanlar inşa edilip teslim edilmeden sahibi adına tapuda irtifak hakkı tesis edilmesi, daire satışı değildir ve bu işlem bir teminat niteliğindedir. Eğer bir para alınmış ise bu avans sayılır. Fatura kesilir ise, faturaya “avanstır” notu düşülmelidir. Ancak alınan avans hasılat yazılmaz.

Ancak fatura kesildiği için KDV’si vergi dairesince istenebilir. Önerimiz fatura kesilmemesi yönündedir.

 

ÖLÜM HALİNDE TİCARİ KAZANCIN TESBİTİ

Ölüm işin terk edilmesi sayılır ve varisler ölüm tarihi itibariyle ölenin adına bilanço çıkarmak ve gelir tablosu düzenlemek zorundadır.

Bu halde varisler tarafından ölen adına, ölüm tarihinden itibaren 4 ay içinde  yıllık gelir vergisi beyannamesi verilir. (GVK md.92)

Vergi ölen adına salınır ve varisler tarafından, ölenin mal varlığından ödenir. Ölüm tarihi itibariyle ölenin hesaplarının kapatılacağı şüphesizdir.

Varisler ayrıca ölenden intikal eden servet için veraset ve intikal vergisi beyannamesi verir.

 

ÖLENİN TİCARİ SERVETİ

Ölenin ticari işletmesine dahil serveti ile diğer bütün mal varlığı yasal varislerine intikal eder. Bu intikal, ölüm tarihi itibariyle gerçekleşir.

Ölenin varisleri, mahkemeden alınan veraset ilamına göre belirlenir. Veraset ilamı, varislere intikal eden ticari servetin mülkiyet belgesi kabul edilir. Bu nedenle veraseten intikal eden ticari servet için başka bir belge aranmaz, veraset ilamı yeterlidir.

 

VARİSLER İŞE DEVAM ETMEZLERSE

Varisler işe devam etmezler ise bir dilekçe ile vergi dairesine başvurarark, ölüm tarihi itibariyle işe devam etmeyeceklerini bildirmeleri gerekir.

Ancak ölüm tarihinden sonra işe devam edecekmiş gibi mal alım satımında bulunmamaları, fatura kesmemeleri gerekir. Aksi halde vergi dairesi varisler adına adi ortaklık gibi mükellefiyet tesis etmektedir.

ÖLENİN DEFTER VE BELGELERİ

Ölenin defter ve belgeleri ölüm tarihi itibariyle kapatılır ve ölen adına kesinlike kulanılamaz.

İşe devam etmek istendiğinde ölenin defterleri, o yılın sonuna kadar varisler tarafından kullanılabilir. Kayıtların, ölene ait olan ve ölüm tarihi itibariyle kapatılan kayıtlardan sonra yapılması gerekir.

Ancak varislerden işe devam edenler, derhal mükellefiyet tesis ettirmesi ve yıl sonunda da kendi adına defter tasdiki yaptırması ve fatura bastırması gerekir.

 

VARİSLERDEN BİRİ İŞE DEVAM EDERSE

Varisler aralarında anlaşarak işe birisinin devam etmesine karar verebilirler.Bu kararın ölüm tarihi itibariyle alınması gerekir. Bu halde varisler bir mal paylaşımı sözleşmesi yapması, paylaşım neticesinde ticari servetin hangi varise bırakıldığının belirtilmesi gerekir.

Mal paylaşım sözleşmesi bir dilekçeye eklenerek vergi dairesine verilmesi gerekir. Vergi dairesi bu sözleşmeye itibar ederek, o varis adına mükellefiyet tesis eder.

 

İŞE DEVAM EDİLMEZSE

Varisler işe devam etmezlerse ticari işletmeye dahil emtia ve sabit kıymetleri arasında taksim ederler.

Bu emtia ve kıymetler varislerin ticari emtiası değil, şahsi malı sayılır. Örneğin bu malı vergi mükellefi olmayan bir kimseye satarlar ise hiç belge düzenlemezler, aldıkları parayı ceplerine atarlar, vergi ödemezler.

Ticari emtia veya kıymetleri, bir vergi mükellefi satın alırsa, bu halde gider pusulası düzenler, gider pusulasında vergi kesintisi yapılmaz. KDV gösterilmez.

 

ÖLENİN DEVREDEN KDV’Sİ

İşe devam edilmezse, ölenin devreden KDV’si, ticari karın hesabında genel giderlere atılarak kapatılır, zira bu KDV’nin indirim olanağı kalmamıştır.

İşe devam eden varis ölenin indirilemeyen ve izleyen döneme devreden KDV’sini mükerrer indirime yol açmayacak şekilde indirim konusu yapabilir. (KDVKmd. 17/4-c)

TİCARİ KAZANÇ-VERGİ MATRAHI İLİŞKİSİ

Ticari kazanç Tek Düzen Hesap Planında öngörülen kayıtlama sistemine göre tesbit edilir.

Buna göre işletmeyi ilgilendirilen ve işletme tarafından ödenen her türlü harcamalar giderleştirilir, her türlü gelir kazanç veya hasılatlar kayda alınır.

Tek düzen hesap planına göre yürütülen hesaplarda, vergi kanunlarına ait ilkeler dikkate alınmaz. Örneğin her türlü vergi ve para cezaları gider yazılır, istisna gelirler hasılata dahil edilir.

Bu nedenle vergi kanunlarına göre kabul edilmeyen giderler beyanname üzerinde yıllık gelire eklenir, istisnalar yıllık gelirden düşülür.

Zarar Beyan Edilirse.

Yıllık beyannamede örneğin 15.000 lira ticari zarar beyan edilmiş ve KKEG 5.000 lira ise, ertesi yılda 10.000 liralık zarar mahsup edilir. Zira 5.000 liralık KKEG indirilince zarar 10.000 liraya düşer. Bu halde KKEG olan 5.000 lira vergisi ödenmiş gelirle kapatılır.

Kar Beyan Edilirse.

Örneğin yıllık beyannamede 15.000 lira ticari kar gösterilmiş ve 5.000 lira KKEG varsa vergi matrahı 20.000 lira olacaktır. Zira KKEG’nin ticari kazanca eklenmesi gerekir.

 

İŞİN TERK EDİLMESİ

Bir mükellef, hiçbir şarta bağlı kalmaksızın işini terk edebilir.

Ancak bilançonun aktif ve pasifinin sıfırlanması, diğer bir ifade ile aktiflerin paraya çevrilmesi, alacakların tahsili ve borçların ödenmesi şartıyla.

Bu nedenle iktisadi kıymetler paraya çevrilmedikçe alacaklar tahsil, borçlar ödenmedikçe, hele vergi borcu mevcut oldukça  iş terk edilmiş olmaz, tasfiye gerçekleşmemiş sayılır. Ve vergi dairesi mükellefiyet kaydını kesinlikle silmez.

Bir hususu daha eklemek isterim, işin terk edilmesi halinde bile Ba ve Bs formlarının verilmesi gerekmektedir. Bu nedenle usulsüzlük cezası kesilir.

Ayrıca işin terk edildiği vergi dairesince yoklama ile tesbit edilmeli ve düzenlenen tutanağın bir örneği alınarak dosyada saklanmalıdır.

Bir önceki yazımız olan Gelir Vergisi Beyanname Düzenleme Rehberi başlıklı makalemizde Gelir Vergisi Beyannamesi ve Gelir Vergisi Beyannamesi Nasıl Düzenlenir hakkında bilgiler verilmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir